Kıbrıs Eksenli Siyasete Akademik Alarga - 5 (Ocak-Mayıs 2006)

Ata Atun

 

Contents

 

Prof. Dr. Ata ATUN :

Tarih ve Politika; Ayrılmaz İkili ………………………………….......    vi

17 Ağustos 1974 Anısı Gerçek Bir Hikaye ………………………… viii

 

1)      2006’nın Siyasi Falı ……………………………………………..      1

2)      AB Dönem Başkanı Artık Avusturya ………………………..      3

3)      1963 Olayları İçin AİHM Yolu Açılıyor ………………………      6

4)      Matsakis’in İyilikleri ………………………………………….....     8

5)      Kıbrıs Konusu Gelişmeler Gebe ………………………………    11

6)      Kıbrıs Konusunda Hareketlilik Başladı Bile …….............    13

7)      Kıbrıs’lı Türklerin Atak Zamanı Geldi ..………….………….    15

8)      Rumlar Straw’ı Kullanmak Çabasındalar ……….…………   17

9)      Lissaridis Gene Sahnede ………………………….……………   19

10)    Niye Üniversiteler Bakanlığı Yok ……………….……………    22

11)    Kıbrıs’ta Straw Kasırgası ………………………….…………..     24

12)    Kıbrıs’ta Rumların De-Facto Kabusu ………….……………    26

13)    Rumlar Straw’ı Davet Etmemiş ………………….…………..     28

14)    Kıbrıs’ta Diplomatik Çekişme ………………………............     30

15)    Diplomatik Maçın İlk Yarı Skoru : UK=2, CY=0 .…………     36

16)    Rumların Soykırım Uygulaması ………………….………….     38

18)    Kıbrıs’ta “Altın Kesit” Arayışı …………………….…………..     40

19)    AB’de Türkiye atağı …………………………….………………     42

20)    Farlarla Trafik Polisi Uyarısı ……………………….…………    45

21)    BM’nin KKTC Kalkınma Kredisine Rum İtirazı …………..     47

22)    İngiltere, Rumların Başını Ağrıtıyor ………….……………..    50

23)    Rumlar Üç Cephede Savaşıyor ……………….………………    52

24)    Kıbrıs Rum Yönetimi İle İşbirliği ……………….…………….     54

25)    Yunanistan’ın Rumlara Desteği mi azalıyor …….…………   57

26)    Ankara’dan Siyasi Atak …………………………….………….    62

27)    1995 Enerji Kongresinde

                 2006’da Neler Olacağı Söylenmişti ….……………….     64

28)    Türkiye, BM’ye Öneri sundu ………………..….…………….     68

29)    Rumları da Biz Protesto Etmeliyiz …………………………..     70

30)    Straw Ağrotur’dan Uçtu ………………………………...........     72

31)    Talat’a Londra Daveti ………………………….……………….    74

32)    Rumların Kayıplar Yalanı Ortaya Çıktı …………..............    76

33)    İngiltere’nin ve ABD’nin “B” Planı …………………………..     79

34)    1979 Yunan Yüksek Mahkemesi Kararı …………………..     81

 

35)    Kıbrıs’ta Diplomatik Çekişme ……………………….……..        84

36)    Kuş Gribi Rumları Politik Vurdu …………………...........        90

37)    G8‘e Karşı KKTC ………………………………………..........        92

38)    Maraş’ı Artık Kimse Veremez ………………………..........        94

39)    Kıbrıs Konusunda Gelişme Yokmuş ………………………       96

40)    KKTC’de ABD Deniz Üssü mü ………………………………       98

41)    Rum yerleşikler 230,000 Kişi ……………………………….    100

42)    Annan Planı Masada mı, Çöpte mi? ……………………….   102

43)    Kıbrıs’ta Çözüm Kaf Dağında ……………………………….    104

44)    Bryza Şubat Sonu Kıbrıs’ta …………………………………    106

45)    İngiltere’den Papadopulos’a Şamar ……………………….    108

46)    Rumları Sevmeyen Ölsün ……………………………………    110

47)    Rumlar AB’de Yalnız Kaldılar ……………………………….    112

48)    Arif M. Mutluson Depremi …………………………………..    114

49)    Kıbrıs’ta İyiki sınırlar Açıldı …………………………………    116

50)    Mali Yardım Tüzüğünü Bileniniz Var mı? ……………….    118

51)    KKTC’nin İzolasyonuna Devam …………………………….    120

52)    Güney Kıbrıs’taki Rum Yerleşikler …………………………   122

53)    Annan-Papadopulos Görüşmesi Hikaye ………………….    124

54)    AB’nin Yeni Bir Şovu ………………………………………….   126

55)    Direk Ticaretin Bedeli …………………………………………   128

56)    Kıbrıs’lı Rumların Yasa Oyunları …………………………..   130

57)    Papadopulos’un Veto Takıntısı ……………………………..    132

58)    AP Temas Grubu Hatasını anladı ………………………….    134

59)    Maraş’ı AB İçine Çekmek Taktikleri ……………………….   136

60)    Türkiye’nin Limanlar açmazı ………………………………..   138

61)    AB Yüksek Seviyede Temas Grubuna Kınama ………….   144

62)    Paris Görüşmesinin Perde Arkası ………………………….   146

63)    Araba İthali Kısıtlanıp, Yaşlı Araç Sahiplerine

                  İthalat Muafiyeti Verilmelidir………………………..     149

64)    Doğrudan Ticaret Tüzüğü Öldü mü? ……………………..    152

65)    Türkiye’nin Limanlar açmazı ……………………………….    154

66)    Yüz karası Bir Tüzük …………………………………………    156

67)    Şimdi de Siyasi Kriter Koşulu ………………………………    158

68)    Mali Yardımda Moratoryum Tuzağı ……..………………..     160

69)    Mali Yardım Yalanının Mumu Söndü …………………….    162

70)    Siyasi Kriz Kapıda ……………………………………………..    164

71)    Komiteler Nisan’da Görüşebilecekmi ………………………   166

72)    Ankara Kulvarmı Değiştiriyor ……………………………….   168

73)    Aresti Düş Kırıklığı Yarattı …………………………………..    170

74)    Türk hava sahası ve Eurokontrol …………………………..   172

 

75)    Paris’in Perde arkası …………………………………………..   174

76)    Siyasi Kriter Krizi ………………………………………………    176

77)    Özel Cezaevi Zamanı Geldi …………………………………..    178

78)    Papadopulos’tan Geri Adım ………………………………….   180

79)    Siyasi Kriterin Arkası İmtiyazlı Ortaklık ………………….   182

80)    Rumların 1974’ü Yargılama Hayali ………………………..   184

81)    Papadopulos Klasiği ve 2010 ………………………………..    186

82)    Şimdi de Moratoryum Girişimi ……………………………..    188

83)    Rumlar Oyun Bozanlığa Başladı ……………………………   190

84)    Avrupa Kıbrıs Konusunu Bilmiyor …………………………   192

85)    Kayıplar Konusunda Ne Biliyoruz …………………..........    194

86)    KKTC’de AB Bürosu Çıkmazı ……………………………….    196

87)    1960 KC Anayasası ve Milletvekilliği ………………………   198

88)    Papadopulos Veto Sinyalleri Verdi …………………………   200

89)    Ledra Toplantısı ve Möller ……………………………………   202

90)    İmtiyazlı Ortaklık Gene Hortlatılıyor ………………………    204

91)    Görüşmelerin Aşaması Belli Oldu ………………………….   206

92)    KKTC’deki AB Ofisinin bedeli Belli Oldu ………………….   208

93)    Biz Hiç Rumlarla Beraber Yaşadık mı? …………………..    210

94)    AB’de İyi Bir Lobi Gerekli …..………………………………..    212

95)    Siyasi Kriter Bahane İmtiyazlı Ortaklık Şahane ………..   214

96)    Erdoğan, Arınç ve İKÖ ………………………………………..    216 97)     UNDP Kredi Koşulları …………………………………………                                                218

98)    Türk Milletvekilleri (Rum) Meclise Giremez ………………   220

99)    Otonom Kayıplar Komitesi Kuruldu ……………………….    222

100)  Mevcut Yer İsimleri Hangi eski İle Değiştirilsin …………   224

101)  Anamur-Girne Boğazı …………………………………………   226

102)  Kıbrıs’ta Ayrılık Kesinleşiyor ………………………………...   228

103)  Rum Kayıplar ve Türk Askeri ………………….……………    230

104)  Annan Planı Kabul edilseydi ………………………………..    232

105)  Mali Yardım Hikayesi …………………………………………    235

106)  Kıbrıs’ta ABD Rüzgarı ………………………………………..     238

107)  Seçimler Papadopulos’un Başına Vurdu …………………   240

108)  Kıbrıs’ta Ayrılık Kesinleşiyor ………………………………..    242

109)  Ankara’nın Hayır’ı ……………………………………………..   244

110)  Rumlara Göre Federasyon Öldü ……………………………    246

111)  Kıbrıs Buzdolabına Girmek Üzere ………………………….   248

112)  Karadağ, KKTC’nin Kaderini Değiştirecek ………………..   250

                                                                                                   

 

 

ÖNSÖZ

 

Matematik, Tarih ve Politika hamuru…

 

Benim beynim matematik formatlı. Çocukluğumdan beri hep bunun avantajını yaşadım. Sınıf arkadaşlarım gece gündüz matematik, fizik çalışırken ben de şiir ezberlemeye çalışırdım. Ve tabi ezberlediklerim daha yarı yola gelmeden kafamdan uçup giderdi. 

Buna karşın matematik veya fizik sınavlarına kitabın kapağını bile açmadan girerdim ve de alınabilecek en yüksek notu alırdım.

Liseden mezun olup üniversiteye başvurduğumda, sömestre başlamıştı ve yabancı bir ülkeden geldiğim için beni sınava sokmuşlardı. Sınavda başarısız oldum, hem de fena halde.

Aradan daha bir saat geçmeden, tam da “hapı yuttuk” diye düşünürken beni Mühendislik Fakültesinin Dekanı arattı. Dekanımız, adı “Father Kelly” olan Amerikalı bir Jizvit papazıydı. Bütün inanamazlığıma rağmen beni şahsen kendisinin tekrar sözlü sınava sokacağını, bu nedenle de çalışıp hafta içinde tekrar gelmemi istediğini söyledi. Ben, “hazırım, tekrar çalışmama gerek yok” diye yanıtlayınca da hemen beyaz tahtası olan boş bir odaya girdik.

Sınavda bana “Eğik atışı” sordu. Yere düşüş zamanını, başlangıç noktasından düşüş uzaklığını, cismin çıkacağı en yüksek noktayı bulmamı istedi. Tabi iş matematik olunca, daha aradan bir dakika bile geçmeden yanıtları tahtada önüne koyuverdim.

Ben ikinci soruyu beklerken bütün şaşkınlığımla Dekan bana “Biliyordum. Senin matematiğin müthiş ama İngilizcen zayıf. Kimsenin çözemediği matematik sorusunu yazılı sınavda bir tek sen çözdün ama İngilizce metinleri yanıtlayamadın. O yüzden de sınavı geçememiştin. Hadi git ve CE-1D sınıfına gir, Sınavı geçtin” dedi.

Ve ben, bu şekilde Mühendislik Fakültesine girdim.

 

O, kimsenin çözemediği soru hangisiydi hala bilmiyorum. Yazılı sınavda yirmi soru vardı ve aklımda kalanı kadarı ile, “Voltaj verilen bir bakır telin sıcaktan ne kadar uzayacağı” sorusuydu sanırım. 

 

Bütün bunları niye mi yazdım.

Hala o matematik yeteneğimi kullanıyorum.

 

Bana hayatım boyunca her alanda ve her konuda bu matematik çok yardımcı oldu.

Üniversite eğitiminden sonra Kıbrıs’a geri dönüp, mücahitliğimi de bitirince bende bir “Kıbrıs Tarihi” merakı başladı.

Bu toprakların çocuğuydum ama tarihimi hiç bilmiyordum.

Önce 1955-1971 yılları arasını araştırmaya başladım. Zaten ondan sonrasını bir ergen olarak şahsen ben de yaşamıştım. TMT’yi, EOKA’yı, 1960 KC Kuruluş Anlaşmasını, 21 Aralık’ta başlayan trajediyi, Dr. Fazıl Küçük’ün, Rauf. R. Denktaş’ın, Osman Örek’in, Makarios’un, Yorgacis’in, Grivas’ın hayatlarını, bereketçileri, Volkan’ı, Kara Çete’yi, KT Gençlik Teşkilatını, AKEL’i ve o dönemle ilgili her kişi, kuruluş ve konuyu araştırmaya ve yaşayanlardan da sorup öğrenmeye başladım.

Tarihimizle ilk buluşmam böyle oldu.

Sonra da öğrenmem gereken tarih yıllarını neredeyse Milat öncesine kadar çektim.

1974 Barış Harekatı benim hayatımda bir dönüm noktası oldu. Elde tüfek Mağusa surlarında mücahit olarak çarpışmak, harekattan sonra yerini politikaya bıraktı. Aniden politikaya bulaştım ve 1976 yılında gencecik bir fidan olarak KTFD Meclisine girdim. 

Politikaya giriş o giriş. Hala devam ediyor.

Meclis yılları benim için ikinci bir üniversite eğitimi oldu. Politik Doktoramı da, 2004 yılında Annan Planı görüşmelerinde, Kıbrıs’lı Türk’leri temsilen bir Komisyonun “Görüşmeci Başkanı” olarak yaptım. Müthiş bir deneyim ve bilgi yüklemesi oldu benim için o sıkıntılı, uykusuz ve stresli günler.     

Şimdi matematik kafamla, tarihi ve politikayı da yoğurup, güncel olayların gelişmesine göre “Köşe Yazıları” ve “Yorum”lar yazıyorum.                          

Bu yazıların içeriğinde “Satır aralarındaki gizli gerçekler” ve ileriye dönük “Siyasi Kehanetler” var.

Aynen üniversiteye girişimde yaşadıklarım gibi, tüm inanmazlığıma rağmen, “Siyasi Kehanetler”imin neredeyse tümünde büyük bir doğruluk payı var. Sizde buna şahit olacaksınız ileriki sayfaları okuyunca.

Bu doğruluğu, Matematik, Tarih ve Politika hamuru sağlıyor…..

 

Prof. Dr. Ata ATUN

 

17 Ağustos 1974 Anısı gerçek bir hikaye

 

16 Ağustos akşam üstü Türk Barış Kuvvetlerine ait kariyerler Mağusa kale içine ulaşınca büyük bir bayram içinde mücahitler ile Türk askerleri birbirlerine kavuşmuş ve savaş bizim için bitmişti artık. 

Üstümüz toz toprak içindeydi. Uykusuz gecelerin yorgunluğuna, güneşin kavuruculuğu, savaşın sıcaklığı ve etrafımızda uçuşan mermiler de eklenince hepimiz neredeyse tükenmiştik. Günlerce uyumamış, bize Rumlar nereden saldırabilir ve biz de kendimizi nasıl savunabiliriz diye hesaplar yapmış, Türk uçaklarına koordinatlar vermiş, rahmetlik ağabeyimle birlikte havan atmıştık.

 

Türk askerlerini kale içinde görünce, duyduğum güvenden dolayı 26 gün boyunca hiç hissetmediğim yorgunluk aniden üstüme çöktü.

Ne kadar bitkin ve yorgun olduğumu o vakit anladım.

 

Bir gün evvel su bulamadığım için sakal traşımı Bubbleup (gazoz)  ile olmuştum. Yüzüm yapış yapıştı. Havanın ne kadar sıcak olduğunu aniden hissetmeye başladım. Ayaklarım beni artık çekmiyordu. İçinde 26 sıcak gün geçirdiğim mevziimden sadece iki yüz metre uzakta olan evime gidebilmek ve evimizde kalan aile fertlerim, akrabalarım ve 1 yaşındaki oğlumla hasret gidermek için komutanımızdan izin istedim.

Ertesi gün bana çok önemli bir görev vereceğini belirterek sabah saat  07:00’de karargahta olmam kaydı ile bana izin verdi.

 

Koşarak eve gittim.

Bulabildiğim su ile hemen yıkandım. Çoraplarım neredeyse kendi başlarına dimdik durabilecek kadar kirliydi. Elbiselerim de öyle. (Onları hala saklıyorum).

Evde ekmekten başka yiyecek bir şey olmadığından birkaç sokum ekmek geveledikten sonra hemen yattım. 26 gündür ilk defa yatak yüzü gören vücudum adeta su koydu ve hemen göçtüm.

Derin ve deliksiz bir uykudan sonra sabah karargâha gittim. Kemal Sancaktarımız bana güveneceğim bir manga oluşturmamı, savaş düzeninde silahlanmamızı ve bir araç bularak derhal Karpaz’a giderek Rum köylerine teslim deklarasyonunu bildirmemizi emretti.

 

Metin Kutusu:  
Ata Atun
17 Ağustos 1974

 Türk Barış kuvvetleri bizim arkamızdan hareket edecekti ve kendi güvenliklerini sağlayarak Karpaz’ın en uç noktasına kadar gideceklerdi. Her hangi bir olay olursa veya saldırıya uğrarsak, çatışmayı mümkün mertebe uzatmamızı ve sağlam bir şekilde mevzilenerek Türk askerlerinin gelmesini beklememizi söyledi.

 

Otuz dakikalık bir ön hazırlıktan sonra yola çıktık.

Aracımızın gabosuna (motor kapağı) kocaman bir Türk bayrağı bağladık. Bir gün evvel kaleye ulaşmak isteyen Mehmetçiklerle 15-20 dakikalık bir çatışmamız olmuştu. Biz onları, Mehmetçik elbisesi giymiş düşman, onlar da bizi Mücahit elbisesi giymiş Rum zannetmişlerdi ve çatışmıştık.

 

Bir daha olmasın diye gaboya bayrak bağlayarak tedbirimizi almıştık.

 

Yanımızda yeteri kadar peksimet, 500 mermi, Sten ve Kırıkkale yapısı Thomson otomatik tüfekler ve bir tane de Bren vardı. Benim belimde sadece Kırıkkale yapısı tabancam asılı idi.

Programımızda, teslim deklarasyonu yapacağımız ilk Rum köyü, dağın kuzey tarafındaki Davlos (Kaplıca) köyü idi. Her ne kadar elimizde askeri harita vardıysa da, biz en tehlikesiz yolu kafamızdan ve aramızda tartışarak belirledik.

Önce Boğaza, sonra Monarga’ya (Boğaztepe) oradan  Ayilya (Ayios İlios, Yarköy) ve Yerani (Turnalar) üzerinden Kantara’ya çıktık.

Çocukken Kantara’da bir çok gündüzüm ve gecelerim geçmişti.

Ama bu gün Kantara çok farklıydı.

 

 

Hiç görmediğim kadar güzel, yemyeşil, cıvıl cıvıl ve adeta doğal bir klima ile soğutulmuş gibi serindi. Nasıl olur da bu güzelliğin farkına bunca yıldır varamamıştım, hayret!. 

 

Beyaz Mersedes’li İngiliz’in iki katlı evinden aşağı ve sola bükerek dağın kuzey tarafına geçtik ve Davlos’a (Kaplıca) geldik.

Ne ile karşılaşacağımızı hiç bilmiyorduk. Hepimizin kalbi heyecandan atıyordu. 

Köye 500 m. kala aramızda tartıştık ve yola sağlı sollu bölünerek dağınık avcı düzeninde, tek sıra ve onar metre ara ile ilerlemeyi kararlaştırdık.

Ben, teslim deklarasyonunu ileteceğim için şoför ile birlikte arabada kaldım. Köyün girişinden itibaren mücahit arkadaşlarım araçtan indiler. Yolun sağında ve  solunda, vücutlarını mümkün mertebe en az şekilde gösterecek tarzda, tek sıra, çapraz halde ve tutuşta dizildiler..

 

İlerlemeğe başladık.  Hepsinin elleri, benim içinde olduğum araca ve birbirlerine, gerektiğinde silahlı destek vermek için tetikteydi. Bu şekilde köyün içine girdik.

Yaz olmasına rağmen evlerin kapıları ve pencereleri sıkı sıkıya kapalı idi. Köyde olağan dışı bir sessizlik vardı.  Her taraf tuzak ve pusu kokuyordu.

En azından biz öyle kokluyorduk.

Köyün ortalarına doğru, ana yolun üzerinde ve sağ tarafta, dört beş basamakla çıkılan ve muhtarın ofisi olduğunu varsaydığımız tek katlı bir evin önüne geldik ve durduk. 

 

Etrafta hiç kimse yoktu. Köylerin kaçınılmaz simgeleri ve fertleri olan tavuklar ve köpekler bile ortalıkta yoktu.

Yapayalnızdık.

 

Aniden on beş metre ilerimizde ve sol tarafta bulunan iki katlı evden küçük bir Rum çocuğu fırladı ve bana doğru bağırarak koşmaya başladı. Hiç durmadan “Bello Turko, bello Turko” , “Deli Türk, deli Türk” diye bağırıyordu.  Önüme kadar bağırmasını sürdürerek geldi ve durdu.

Ben de gülümseyerek “Yadi!, ego den ine bello” , “Niçin!, Ben deli değilim” diyerek kendisini muhatap alırcasına yanıtladım ve uzanarak onu kucağıma aldım.

Şaşkınlığından hiç karşı koyamadı.

 

Rum köylerine gittiğim vakit çocuklarla iletişim kurabilmek ve havayı yumuşatmak amacı ile eşimin eczanesinden yanıma üç beş tane sakız almıştım. Şu dört tane beyaz sakız drajesinin bir arada, selofan kağıda sarılı halde satıldığı sakızlardan. Zaten Mağusa sur içinde 26 günlük muhasaradan sonra çocukların kalbini çalacak bundan başka herhangi bir şey bulmamın olasılığı da yoktu.

 

Benim arkamda, indiğim araç olduğundan ve arkaya da bakmadığımdan, beni takip eden mücahit arkadaşlarımın ne yaptıklarını görmüyordum.

Zaten görmeme de gerekte yoktu. Hep beraber 26 gün geçirmiştik. Birbirimiz için seve seve hayatımızı feda etmeye hazırdık ve mücahit yemini etmiştik.

 

Sonradan öğrendiğime göre arkamdaki mücahit arkadaşlarımın hepsi de, hemen namlularına mermilerini sürmüşler, mevzilerini almışlar ve tam bir çatışma pozisyonuna girerek benim ne tepki veya emir vereceğimi bekliyorlarmış. 

 

Elimi sakız almak için tabancamın da asılı durduğu sağ taraftaki cebime doğru hareket ettirince, aynı evden 28-30 yaşlarında, kahverenginin hakim olduğu çakır gözlü bir bayan haykırarak fırladı ve bir koşuda yanıma gelerek önümde diz çöktü. Sol eli ile sağ elini kenetleyerek yumru halde kalbinin üzerine bastırdı ve yalvaran gözlerle bana bakmaya başladı.

 

Ben ne oluyor diye dona kaldım. Gözleri nemli idi ve titreyen dudakları ile benimle konuşmak istedi ama ağzından bir tek kelime çıkmadı, çıkamadı.

Zaten konuşmasına da gerek yoktu. İçinde kopan fırtınayı hissediyordum. Duyduğu korkuyu çok iyi algılıyordum.

Gözlerinin konuştuğu dilin Rumca, İngilizce veya Türkçe olmasına gerek yoktu.

 

Bana, kahverengili çakır gözleri ile çocuğunu bağışlamamı söylüyordu. Sessizce Allah’a içinden dualar ediyordu.

Benim de bir yaşında bir oğlum vardı ve o Rum kadının hissettiklerini, o an yaşadığı fırtınayı, içindeki sevgi yumağını ben çok iyi, hem de çok çok iyi anlıyordum.

 

 

Elimi cebime soktum ve bulduğum bir sakızı kucağımdaki küçük Rum çocuğuna verdim ve onu annesine uzattım.

Anne, hemen ayağa fırladı ve çocuğunu bir şahin gibi elimden kaparak, o dünyalar güzeli yavrusuna doyasıya sarıldı ve onu bağrına bastı. Sonra eli ile istavroz çıkararak Allah’ına şükretti ve onu bir daha hiç bırakmamacasına kucakladı ve kokladı.

 

Çocuğuna uzun uzun sanki saatler boyu sarıldı. Sonra hiç arkasına bakmadan, çocuğu kucağında, acele ile evine doğru yürümeye başladı. Evine girmeden evvel yan dönerek bana baktı ve gözleri ile bana uzaktan teşekkür etti.

 

Ben hala, kucağındaki çocuğuna sıkıca sarılmış, kaçarcasına evine giden annenin arkasından baka kalmışken, sağ taraftaki yoldan köyün Papazı çıka geldi. Arkasında köyün muhtarı vardı.

Papaz yaşlı bir ihtiyardı. Beyaz sakalları, siyaha çalan lacivert renkte bir cüppesi, boynunda bir zincirin ucunda ileri atılmış göbeğine kadar inen haçı ve belinde alışılmışın dışında basitlikte bir kemeri vardı. Galiba kemeri eğirilmiş ipten yapılmıştı.

 

Gülümseyerek bize “Galohorisede” , “Hoş geldiniz” dedi ve elini uzattı. Hem Papazla hem de Muhtarla tokalaştık. Artık fırtına bitmişti.  Biz fırtına yaratmamıştık ama galiba öyle algılanmıştı.

 

Sonra odaya geçtik. Karşılıklı Üçbeş (555) sigarası yaktık ve konuşmaya başladık. Aradan bir hafta geçmeden Davlos’a bir kere daha yolum düştü ama o, çocuğu uğruna ölümü göze alan Davlos’lu Rum anneyi ve onun dünyalar güzeli yavrusunu bir daha hiç görmedim. O çocuk kız mıydı, erkek miydi hiç hatırlamıyorum.

 

Zaten olayın başlaması ile bitmesi de iki üç dakika ya sürmüş ya sürmemişti. Keşke onları bir daha görebilseydim. Keşke yıllar sonra onlarla tanışabilseydim ve onlara o an ne yaşadıklarını ve ne hissettiklerini sorabilseydim ?

 

 

Ata ATUN

Künye No. 4550

1970 – 1972 Mücahitlik dönemi

Mağusa Sancağı, 1. Bölük, Takım Komutanı

 

 

Açıklama: Kapak-tanıtım

Bu serinin 1.ci Cildi….

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Metin Kutusu:

Bu serinin 2.ci Cildi….