KIBRIS’TA ÇÖZÜM NE KADAR OLASI

Ata Atun

 

 

Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi

2023 Sempozyumu

20 Temmuz 2008, Ankara, Türkiye

 

 

 

KIBRIS’TA ÇÖZÜM NE KADAR OLASI

 

Papadopulos’un politik yaşamının kaderini belirleyen 24 Nisan 2004 Referandumunun üzerinden daha 4 yıl bile geçmeden, “Hayır” oylarının bedeli Papadopulos’a çok ağır ödetildi. EOKA ve AKRITAS yapılanması içinde kod adı Defkalion olan yılların aşırı sağcı politikacısı Papadopulos, son seçimlerde 24 Nisan 2004 Annan Planı referandumunun bedelini ödeyerek seçimi kaybetti. Papadopulos’un siyasi hayatta olmaması ise Kıbrıs Sorunu açısından bir değişiklik getirmedi.

 

Kıbrıs sorununun özünün “işgal ve istila” olduğunun anlaşılması için uluslararası toplumun, Rum tarafının tezleri konusunda bilgilendirilmesi, Kıbrıs sorununun çözüm ilkelerinde, yani Annan benzeri bir plan gelirse mevcut koşullardan herhangi bir indirim yapmamak, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ve askersizleştirilmesini sağlamak, yabancı garantörlerin yani Türkiye’nin tek taraflı müdahalede bulunma hakkının ortadan kaldırılması için çalışmak, Rum göçmenlerin kuzeydeki mallarına geri dönüş hakkının garanti altına alınmasını sağlamak, kolonizasyona son vermek yani Türkiye’den gelen soydaşlarımızın geri gönderilmesi ve üniter Rum devletini faaliyete geçirebilmek için ekonominin ve kurumların yeniden birleştirilmesi ilkelerine sahip çıkan Hristofyas iktidar koltuğunun yeni sahibi oldu.

 

Şimdi kapsamlı çözüm müzakerelerinin zeminini belirlemek üzere bir dizi görüşme yapılıyor. Halbuki Kıbrıs sorununun çözüm zemini çok önceden üzerinde anlaşmaya varılmış ve açıklanmıştır.

 

Çerçeve bellidir.

 

Bu zemin 1977[1] ve 1979[2] Doruk Anlaşmaları ile oluşmaya başlamış,  daha sonra da bir dizi BM Güvenlik Konseyi kararları ile konuşulanlara açıklık getirilmiş ve çerçeve belirginleştirilmiş. Şimdi uluslararası toplum, önünde duran bu zeminde ve çizilen çerçevede ısrar etmektedir.

 

1968’de başlayan[3] ve 40 yıldır sürmekte olan görüşmeler sürecinde oluşan “BM Kıbrıs Müktesebatı”nın içeriği 1997-79 Doruk Antlaşmaları, çeşitli müzakereler, müzakereler sonrası Güvenlik Konseyi’ne sunulmuş Genel Sekreterin Raporları ve Güvenlik Konseyi tarafından alınan kararların içinde açıklığa kavuşturulmuş tanımlar ile belirlenmiş ve bu sürecin sonunda bir çerçeve çıkmış ortaya.

 

 

KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜM ZEMİNİ İÇİNDE NELER VAR

 

Bu çerçevenin içindekileri bir araya getirebilmek için Genel Sekreterin 8 Mart 1990 tarihli S/21183 sayılı raporu[4], Güvenlik Konseyinin aldığı 649 (1990) sayılı 12 Mart 1990 tarihli kararı,[5] BM Genel Sekreteri Boutros Boutros Ghali’nin Güvenlik Konseyine sunduğu 3 Nisan 1992 tarihli S/23780 numaralı raporu[6] ile 18 Haziran 1992 tarihinde hazırladığı  “Gali Haritası” ve “Gali Çözüm Planı”nı[7] (fikirler dizisi) ve 10 Nisan 1992 tarihli 750 sayılı Güvenlik Konseyi kararını,[8] derinlemesine etüt etmek gerekiyor.

 

Çözüm çerçevesini, çeşitli zamanlarda bir bütünü oluşturacak parçalar halinde mutabakata varılmış, aşağıdaki kavramlar oluşturuyor:

 

1.   Kıbrıs adası, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin ortak evidir.

2.   Aralarındaki ilişki çoğunluk-azınlık ilişkisi değil, Kıbrıs devleti içindeki iki toplumun ilişkisidir.

3.   Devlete katılım iki eşit zeminde olacaktır. (zemin, devlet veya eyalet olabilir)

4.   Varılacak olan çözüm, iki toplum tarafından mutabakata varılan ve kabul edilecek olan karar olmalıdır.

5.   Bu karar, her bir toplumun kültürüne, dinine, sosyal ve dil yapısına saygılı olmalıdır.

6.   Çözüm, Kıbrıs’ın hükümranlığını, bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını temin etmelidir.

7.   Bir başka ülke ile bir bütün veya kısmen birleşmek veya adanın bölünmesi veya toplumlardan birisinin Federal yapıdan ayrılması olanaksızdır.

8.   Anayasal açıdan iki toplumlu ve bölgesel açıdan iki kesimli bir Federasyon kurulacaktır.

9.   Federasyonun iki kesimliliği çok net bir şekilde tanımlanmalıdır.

10.   Devletin bütünlüğü garantilenmelidir.

11.   Federal hükümetin yetkileri ve görevleri, iki toplumun etkin katılımını sağlarken, hükümetin de etkin görev yapmasını sağlamalıdır.  

12.   Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasında sayısal eşitlik değil, politik eşitlik olacaktır.

13.   Tarafların devlette etkin katılımları olacaktır. (7:3 veya 2:1 gibi belli oranlarda)

14.   Halkın temel hakları olan üç özgürlük ile politik, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar korunmalıdır.

15.   Her iki toplumun güven içinde olmasını sağlayıcı hazırlıklar üzerinde mutabakata varılmalıdır.

16.   Göçmenlerin sorunu her iki toplumun çıkarları gözetilerek çözülmelidir.

17.   Her iki toplumun yarar göreceği dengeli bir ekonominin yaratılmasının yöntemi geliştirilmelidir.

18.   Geçiş dönemi hazırlıkları halledilmelidir.

19.   İki kısımlı Parlamento olacaktır. (Alt Meclis 70-30 oranında, üst meclis 50-50 oranında)

20.   Bakanlar Kurulu 7:3 oranında olacaktır. Üç önemli bakanlıklardan biri Türklerin yönetiminde kalacaktır.

21.   1960 anayasasında belirtilmeyen askeri güçler ada dışına gidecektir. (TSK kastedilmektedir)

22.   Tek bir bağımsız devlet olacaktır.

23.   Bu devletin tek bir hükümranlığı olacaktır.

24.   Tek vatandaşlık olacaktır.

25.   Karasal bütünlük sağlanacaktır. (iki ayrı devlet olmayacaktır)

26.   İki kesimlilik olacaktır. Her bir devlet (eyalet) bir toplum tarafından yönetilecektir.

27.   Her devlette (eyalette) toplumlardan bir tanesi çoğunlukta olacaktır. Bu devlette (eyalette) toprağın yarıdan fazlası da bu topluma ait olacaktır.

28.   1960 Garanti ve İttifak antlaşması yürürlükte kalacaktır.

29.   Türk ve Yunan alayları varlıklarını sürdürecekler ve eşit sayıda olacaklardır.

30.   Çözüm Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilirse, KKTC, Federasyonu oluşturacak kurucu devletlerden bir tanesine dönüşecektir. (Yazarın öngörüsü)

31.   Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti Anayasasını yeni Federal yapıya göre değiştirecek ve Türk Kurucu Devleti buna katılacaktır.  (Rumların BM Genel Sekreterine yaptığı yazılı teklif)[9]     

 

İşte yıllar boyu biriken ve 30 ve 31. maddeler hariç, BM Güvenlik Konseyinden çıkan kararlarla belirlenmiş olan Müzakere Çerçevesini oluşturan maddeler bunlardır.  

 

 

KAPSAMLI MÜZAKERELER NE KADAR SÜREBİLİR

 

Bu çerçevede, müzakerelerin 2008 yılı içinde bitmesi uzak bir ihtimal olarak gözükmektedir. Bırakın 2008 yılı içinde bitmesini, 2008 yılı içinde sağlıklı bir şekilde başlaması bile şüpheli. Kapsamlı müzakerelerin başlayabilmesi için mevcut sıkıntılar halen daha giderilememiş durumdadır.      

 

KKTC’deki mevcut siyasi takvime göre Milletvekili seçimlerinin olağan tarihi 2010 yılının Şubat ayıdır. Erken seçim kararı alınmazsa büyük bir olasılıkla 28 Şubat 2010 tarihinde parlamento seçimleri yapılacaktır.[10]

 

KKTC’de seçimleri düzenleyen 5/76 tarihli Seçim Ve Halk Oylaması Yasasına göre seçim döneminin resmen başlama tarihi Aralık 2009 dur. Siyasi partilerin hazırlık dönemi ise en geç Kasım 2009 tarihinde başlayacaktır.

 

Erken seçim kararı alınmadığı takdirde, müzakerelerin en geç Eylül 2009 tarihinde bitmiş ve Referanduma tarihi de tespit edilmiş olması gerekmektedir.[11]  Kapsamlı müzakerelerin, Şubat- Temmuz 2008 dönemi içinde GKRY Lideri Hristofyas ile KKTC Cumhurbaşkanı Talat arasında belirginleşen kavram ve yaklaşım farklarından dolayı Eylül 2009 tarihine kadar bitmesi olası gözükmemektedir.

 

 

SİYASİ EŞİTLİK DEĞERLENDİRMESİ

 

Kıbrıs’ta çözüme giden yolda en fazla tartışılacak konulardan birisi “siyasi eşitlik” meselesi olacak. Avrupa Birliği içinde Rumlar, sadece bir apartmana sığan nüfusları ile Avrupa’nın dev ülkeleri ile eşit haklara sahipken, KKTC halkını oluşturan Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliğinin bu eşitlik ilkesini, çözümden sonra tam olarak yaşayamayacakları gün gibi aşikârdır.

 

Gerek BM’nin çizdiği çözüm parametreleri, gerekse de Rum tarafının “Kapsamlı Çözüm”den çıkardığı anlam,  KKTC halkının olası bir çözümde, yeni kurulacak devlete Hristofyas’ın[12] adını koyduğu şekli ile “Federal Birleşik Kıbrıs Devleti”nde, kuruculuk ve egemenlik açısından eşit haklara sahip olamayacağını göstermektedir. Minareleri gözüken köyün içinde siyasi eşitlik ve egemenlik paylaşımı yok.

 

Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin, 5 Haziran 2008 tarihinde Birleşik Krallık ile imzaladığı Mutabakat Belgesinden[13] (MOU, Meorandum of Understanding) anlaşılacağı üzere, Hristofyas’ın Talat ile imzaladığı 23 Mayıs mutabakatında adı geçen şekli ile “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti” ile “Kıbrıs Rum Kurucu Devleti” [14] adlı devletlerin, eşit statüde olmayacakları ve yeni kurulacak devlette de eşit haklara sahip iki halkın olmayacağı açık olarak görülmektedir.

 

Öncelikle başta Kıbrıslı Rumlar olmak üzere, BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin yani ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya’nın, adada içinde Türklerin sadece azınlık haklarına sahip olacağı bir devletin kurulmasını istedikleri, daha doğrusu da, mevcut Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinin, anayasasında yapılacak göstermelik değişikliklerle adanın tek hâkimi olacağı bir antlaşmanın, çözüm diye KKTC devleti vatandaşlarına zorla kabul ettirileceği yavaş yavaş belli olmaya başlamıştır.

 

Açık ve net olan bir gerçek de, gerek BM gerekse de AB tarafından yapılan veya önerilen planların tümünün bu kuram üzerine inşa edilmiş olduğudur.

 

Rum bir siyasinin[15], İngiltere-Kıbrıs Rum memorandumunun imzalanmasından sonra “Kıbrıslı Türkler, 23 Mayıs açıklamasında beyan edildiği üzere, çözümle birlikte federasyon haline gelecek olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kendilerinin de devleti olduğunu anlamalıdır” sözleri, çözüm senaryosunun hangi fikrin üstüne inşa edildiğini çıplak ve net bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

 

TÜRKİYE’NİN GARANTÖRLÜĞÜ KALDIRILMAK İSTENİYOR

 

Çizilen senaryoya göre bu sefer, 1960 Anayasasında[16] olduğu gibi Türkiye’nin garantörlüğü de olmayacağı için,  istense de, istenmese de Kıbrıslı Türkler, bu yeni yönetimin idaresi altına zorla sokturulacaktır.

 

KKTC’de sürekli yapılan kamuoyu yoklamaları,[17] KKTC vatandaşlarının, KKTC’nin lav edilmesini, Türkiye’nin garantörlüğün kaldırılmasını ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) adayı terk etmesini kabul etmediklerini net olarak ortaya koymaktadır. Bu olmazsa olmaz ana konulara ilaveten yukarıda belirtilen maddelerin en az birkaç tanesini daha KKTC vatandaşlarının reddedeceği aşikârdır.

 

Bir kaç ay evvelsinden Bayan Theodora Bakoyanni[18] ve Hristofyas, söz birliği etmişçesine, “AB’nin garantisinin Kıbrıs için yeterli olduğunu, Türkiye’nin garantisine gerek bulunmadığını” resmen dile getirmeye başladılar. Bu oyun devam ederken ve de bu fikir beyinlere işlenirken, şimdi de Yunanistan, oyunun ikinci ayağı olarak, “Kıbrıs’ın Garantörlüğünden vazgeçmek istediğini” gayrı resmi olarak açıkladı.

 

Hedef, önce Türkiye’nin garantörlük haklarını şaibe altına sokup, “AB varken, gerekli mi, değil mi?” kavramı ile şüpheli hale getirmek, sonra da Yunanistan’ın “Garantörlükten” vazgeçmek talebi ile “1960 Garanti ve İttifak Antlaşması”nı havada bırakıp, geçersiz ve çalışmaz kılmak. Tezgâh hazırlanmış, düğmeye de basılmış. Amaç belli. Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki haklarını budamak ve Kıbrıs ile olan bağını koparmak.

 

2008 yılının ikinci çeyreği içinde yaşanan koşullara göre Talat ve Hristofyas arasında başlatılacak olan kapsamlı müzakerelerin sonunda her iki tarafın kabul edeceği bir anlaşmanın çıkması çok uzak bir olasılık olarak gözükmektedir.

 

Liderlerin 1 Temmuz görüşmesinden sonra yapılan resmi BM açıklamasından, Kıbrıs sorununa çözüm getirmek amacı ile Kıbrıs konusu ile ilgilenen tüm taraflarca başlatılması istenen “Kapsamlı Müzakerelerin”, çizilen takvime göre 1 Eylül 2008 tarihinde programlandığı şekli ile başlayamayacağı anlaşılmaktadır.

 

 

1 TEMMUZ LİDERLER GÖRÜŞMESİ

 

4.5 saat süren uzun toplantıdan sonra BM Genel Sekreteri’nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun’un okuduğu ortak açıklama[19] sadece ve sadece 3 cümle.

 

1.ci cümlenin ilk yarısı toplantının yapıldığını söylerken ikinci yarısı “Çalışma Grupları ile Teknik Komitelerin” yaptıkları çalışmaların ilk kez liderlerce tartışıldığını açıklıyor.

2.cü cümle Kıbrıs sorununun çözümünde omurgayı oluşturacak olan “Tek Egemenlik ve Tek Vatandaşlık” konusunun liderlerce ilk kez tartışıldığını ve “Kapsamlı Müzakerelerde”  ele alınacağını söylüyor.

 

3.cü cümle de, bir sonraki toplantının 25 Temmuz’da yapılacağını ve  “Çalışma Grupları ile Teknik Komitelerin” yaptıkları çalışmaların bu toplantıda son kez gözden geçirileceğini söylüyor.

 

Liderlerin, BM gözetiminde yaptıkları 21 Mart 2008 görüşmesinden sonra dönemin BM BG Misyon Şefi Michael Möller[20] tarafından yapılan resmi açıklamanın 2.ci paragrafı, “Çalışma Grupları ile Teknik Komitelerin varacağı sonuçları kullanarak, BM Genel Sekreteri gözetiminde tam teşekküllü müzakereleri başlatmak konusunda liderlerin anlaştıklarını” söylemektedir.

 

Hristofyas’ın iş başına gelmesinden sonra gerçekleştirilen 21 Mart, 23 Mayıs ve 1 Temmuz görüşmelerinden sonra açıklanan mutabakatlara özellikle Rum tarafı sadık kalacaksa, 25 Temmuz toplantısının liderlerin son “Peşrev”, yani birbirlerini yoklama toplantısı olacağını ve bundan sonraki toplantının da artık “Kapsamlı Müzakerelerin” ilk toplantısı olması gerekmektedir.

 

Bunun nedeni de 25 Temmuz toplantısında Çalışma Grupları ile Teknik Komitelerin varacağı sonuçlar son kez değerlendirilecek ve 21 Mart mutabakatına göre iş artık konunun özünü tartışmaya yani Kıbrıs sorununu masaya yatırarak kapsamlı bir şekilde müzakere edilmesine geçilecek. Yeni ekipler kurulacak, yeni stratejiler belirlenecek ve son konjonktüre göre yeni yan yollar ve hedef belirlenecek.

 

Ama görünen o ki, Hritofyas ve Yakovou[21], bu süreci başlatmamak veya sulandırılmış bir şekilde başlatmak için münferiden veya birlikte, elden geleni her şeyi yapacaklardır.

 

Süreci başlatmamak için ilk sorun veya buna ipe un sermek de diyebilirsiniz, bence Rum tarafının, Çalışma Grupları ile Teknik Komitelerin her hangi yapıcı bir sonuca varmadıkları, bu nedenle de “Kapsamlı Müzakerelerin” hemen başlatılmaması ve Çalışma Grupları ile Teknik Komitelere daha somut sonuçlara varabilmeleri için biraz daha zaman verilmesi gerektiği iddiasını ortaya atmaları ile başlayacak.

 

 

TEK EGEMENLİK VE TEK VATANDAŞLIK

 

Türkiye’nin önde gelen bir TV kanalının görüşmeler biter bitmez açıkladığı “liderlerin, tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte anlaştığı" haberi acele ile kaleme alınmış olup esnek bilgiler içermektedir.  

 

Bu habere dayalı olarak da ertesi gün birçok gazetenin kullandığı “Liderler 3. turda tek egemenlikte anlaştı” başlığı ise gerçekleri yansıtmamaktadır.  

 

Liderler bu konuyu görüşmeyi ve tartışmayı anlaşmış olabilirler ama özellikle “Tek Egemenlik ve Tek Vatandaşlık” konusunda şimdilik kesin bir mutabakat yok. Zaten bu aşamada olamaz da. Olması mümkün bile değildir.

 

Hiçbir hazırlık yapılmadan, hedef seçilmeden ve stratejiler belirlenmeden hangi “Tek Egemenlik ve Vatandaşlık” konuşulmuştur ve üzerinde mutabakata varılmıştır.

 

Referans olarak, 23 Mayıs Anlaşmasında kayıtlara geçen “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”nin yani “Turkish Cypriot Constitent State”in, T.C. Dış İşleri Bakanlığı resmi sayfasında[22] yayınlanan Anayasa’sındaki “Egemenlik” ve “Vatandaşlık”mıydı tartışılan?

Yoksa, 1977 ve 1979 üst düzey anlaşmalarına dayanan, BM Güvenlik Konseyi'nin özellikle 367 (1975), 649 (1990), 716 (1991) 750 (1992) sayılı kararları ile uyumlu olan 18 Haziran 1992 Gali Fikirler Dizisinin Bölüm II- YÖNLENDİRİCİ İLKELER, Madde 12’sinde tanımlanan vatandaşlık mı?

 

T.C. Dış İşleri Bakanlığı resmi sayfasında “Egemenlik”  “BİRİNCİ BÖLÜM, GENEL İLKELER, Madde 1”de,  “Vatandaşlık”  ise “DÖRDÜNCÜ KISIM, Madde 74” tanımlanmaktadır. Şimdilik bunlardan başka resmi tanımlama yok, ama kişisel iddialar var tabii.

 

 

HANGİ KURUCU TÜRK DEVLETİ

 

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la doğrudan müzakerelerin takvimi konusunda “nerdeyse” anlaşmaya vardıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Talat, Rum liderle iki kurucu eyalete sahip olacak, iki toplumlu, iki kesimli federasyonda da anlaştıklarını yinelerken, “benim için bu federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden oluşacağı gayet açık bir unsurdur” diyerek kafasındaki modeli ve “Kurucu Devlet” kavramını ortaya koymuştur.  

 

Gerçekte tartışılan iki kavram bulunmaktadır. İngilizceleri “Constituent State” ve Founding State” olan tanımlar. Her ikisinin de tam Türkçesi “Kurucu Devlet”dir. Ama farklı olsunlar diye Türkçede birine “Oluşturucu Devlet”, diğerine de “Kurucu Devlet” deniyor. Tabii bu devletler neyin kurucusu veya oluşturucusu olduklarına bağlı olarak da, “Devlet” veya “Eyalet” olarak ikiye ayrılmaktadır. 

 

İngilizcesi “Constituent State”, Türkçesi “Kurucu Devlet” olan yapı, daha büyük bir Politik varlığın bir parçası olan, yasa yapmak ve buna ilaveten de Anayasayı değiştirmek yetkisi bulunan devlet (yönetim birimi) olarak tanımlanmaktadır. Örneğin Kaliforniya, ABD’nin “Kurucu (Constituent) Devlet”idir. Aynı şekilde Nahçevan da Azerbaycan’ın “Kurucu (Constituent) Devlet”idir. Bu tanım bazen tek taraflı bağımsızlık ilan etmiş devletleri tanımanın bir alternatif yolu olarak da kullanılmaktadır. İKÖ’nün KKTC’yi, “Kıbrıs Türk Devleti” adı altında “Kıbrıs”ın “Kurucu (Constituent) Devlet”i olarak kabul etmesi gibi veya Somaliland’nin 1991’de bağımsızlığını ilan etmesine rağmen diğer devletler tarafından Somali’nin “Kurucu (Constituent) Devlet”i olarak kabul edilmesi gibi. 

 

Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri bakanlığının aşağıda internet adresini verdiğim, BM’nin hazırladığı Annan Planı ile ilgili sitesinde, İngilizcesi ….. “Constitution of the Turkish Cypriot Constituent State” olan ve Türkçesi de ilgili sitede ….  Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'nin Anayasası” olarak yazılmış bulunan “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”nin yani “Turkish Cypriot Constituent State”in anayasası, en ince detayına kadar yazılmıştır.  

 

Bu sayfada belirtilen “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”nin yani “Turkish Cypriot Constituent State”in Anayasasının 1.ci maddesi, Kıbrıs Türk Devletinin Şekli ve Nitelikleri”ni tanımlar.  Cumhurbaşkanı vardır, Bakanlar Kurulu vardır, Meclisi vardır. Devlet Kurumları, Sayıştay’ı, Yüksek Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi, Mahkemesi, Yargıtay’ı, Polis’i ve benzeri kurumları da bulunmaktadır.

 

Aynı sayfada yer alan Kıbrıs Türk Devletinin Şekli ve Nitelikleri,  aşağıda yer alan Madde 1’de tanımlanmıştır.

 

“Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin, siyasi eşitlik, iki kesimlilik ve eşit statü temeline dayalı iki Kurucu Devletinden biridir. Kıbrıslı Türklerin ayrı kimliğini ve iki bölgeli bir ortaklık içindeki eşit siyasi statüyü temsil eder. Kıbrıs Türk Devleti, insan hakları, demokrasi, temsili cumhuriyet yönetimi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik bir Devlettir.”

 

Kimin ne yazdığından veya söylediğinden ziyade, Kıbrıs konusunda birincil rol oynayan ve aynı zamanda da Garantör Statüsünü taşıyan Türkiye Cumhuriyeti’nin Dış İşleri Bakanlığının  Kıbrıs Türk Kurucu Devleti” yani “Turkish Cypriot Constituent State” ile ilgili tanımı, mevcut koşullarda en geçerli olan tanımdır. Geri kalanlar sadece yorum ve varsayımdır.  

 

Zaten olayın önemi de burada ortaya çıkmaktadır.

 

Tartışılan ve 23 Mayıs mutabakatında  liderler tarafından kabul edilen “Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk Kurucu Devletleri”den Türk olanı hangi  Turkish Cypriot Constituent State” yani “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”dir?

 

Federal yapıdaki bir “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”mi, Konfederal yapıdaki bir “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”mi yoksa bir BM belgesi olan Annan Planı içindeki “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti” mi?

 

23 Mayıs’taki Talat-Hristofyas görüşmesinin ardından, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs’taki Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun tarafından okunan ortak açıklamadaki altı adet cümle, noktalar dikkate alınıp okununca altı cümlelik paragrafın tümünden ortaya çıkan mana, noktalar yokmuş gibi okunandan çok farklı olmaktadır. Bu nedenle de farklı yorumlar ortaya çıkmakta, farklı iddialar ileri sürülmektedir.

 

BUNDAN SONRA NE OLACAK

 

Talat KKTC’deki mevcut yapı içinde bir devlet için gerekli olan kurumların mevcut olduğunu ve bunların AB üyesi Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinde olanlarla aynı statüde olduklarını belirterek yeni devletin  KKTC’den ve Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’nden bazı makamları alarak yaratılacağını ve bu yeni devletin her iki taraftan oluşarak, taraflardan herhangi birine ait olmayacağını açıklamıştır.

 

Aslında sıkıntı bunların tanımlanmasından ziyade, “Tek Egemenlik ve Tek Vatandaşlık” konusunun, sanki bir bütünün parçası değillermiş gibi tek başına, “Kapsamlı Müzakere” olarak tanımlanmayan 1 Temmuz görüşmesinde, Hristofyas’ın ısrarı ile ele alınmasından kaynaklanmaktadır.  

 

Hristofyas’ın 23 Mayıs mutabakatının rövanşını almak için özenle seçtiği ve günlerce anonsunu yaptığı bu konuyu, iç tribünlere oynamaktan ziyade, Türk tarafını köşeye sıkıştırmak ve Müzakereleri koparmak amacı ile “Bir bütünün içinden cımbızla çekip, masaya koyduğu” düşüncesi, gerçeğe daha yakın bir varsayımdır.

 

Her ne kadar Rumların ve BM’nin açıklamaları, “Kapsamlı Müzakerelerin” Eylül ayının sonlarında başlayacağını iddia ediyorsa da, 1 Temmuz görüşmesinin içeriğine ve havasına 25 Temmuz görüşmesinin konu listesi de eklenince, “Kapsamlı Müzakerelerin”  1 Eylül tarihinde sağlıklı bir şekilde başlayacağı uzak bir ihtimal olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Zaten ortada başka bir alternatif de yok. Ama yaratılamaz diye bir kural da yoktur.

 

Çözüm çerçevesi değişemez mi?

 

Değişemeyecek hiçbir şey yoktur.

 

Elbette çözüm çerçevesi de değişebilir, bu güne kadar tabu addettiklerimiz de.

 

Ekonomik olarak kendi başına ayakta durabilen bir KKTC’ye hiç kimsenin siyasi baskı yapamayacağı kesindir.  

 

Yüzümüzü Türkiye’ye, Türk Soylu devletlere ve İslam Konferansı Örgütü üyesi devletlere dönmemizin zamanı gelmiştir.

 

Ne Rum’dan bizlere bir hayır vardır, ne de Avrupa Birliğinden. 

 

Azınlık hakları ile AB’de yaşayacağımıza, fakir ama özgür bir şekilde kendi ülkemizde yaşamak kararımızın en doğrusu olacağı, Kıbrıslı Türklerin büyük bir çoğunluğunun tartışmasız kabul ettiği bir olgudur.

 

Zaten geçmişin onuru da Kıbrıslı Türklere bunu söylemektedir.

References



[1] Ata Atun, Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları (1571-1983), Cilt 1, S264, SAMTAY Vakfı, Lefkoşa, 2007

[2] A.G.E. S 269

[3] A.G.E S 231

[4] http://www.un.org/french/docs/repertoire/89-92/CHAPTER%208/EUROPE/item%2017%20_Cyprus_.pdf

   CHAPTER VIII, Item 17, Sayfa 12

[5] A.G.E. CHAPTER VIII, Item 17, Sayfa 13

[6] A.G.E. CHAPTER VIII, Item 17, Sayfa 45

[7] A.G.E. CHAPTER VIII, Item 17, Sayfa 48

[8] A.G.E. CHAPTER VIII, Item 17, Sayfa 45

[9] Haravgi Gazetesi, 24 Mayıs 2008

[10] KTFD Meclisi 5/76 No.lu Seçim ve Halk Oylaması Yasası,  Madde 12(5)

[11] Adı Geçen Yasa, İkinci Kısım, Madde 31 den 50’ye kadar, tümü.

[12] KIBRIS Gazetesi, 24 Mayıs 2008

[13] Cyprus Mail Gazetesi, 6 Haziran 2008,  A new era in relations with Britain, Stefanos Evripidou, Londra

[14] http://www.mfa.gov.tr/annan-plani-ile-kurulmasi-ongorulen-kibris-turk-kurucu-devleti_nin-anayasasi.tr.mfa

[15] EDEK Başkanı Yannakis Omiru, Filelefthoros Gazetesi, 6 Haziran 2008

[16] A. Atun, Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları (1571-1983), Cilt 1, S64, SAMTAY Vakfı, Lefkoşa, 2007

[17] Kıbrıs Gazetesi, 23 Mart 2007, Bir dizi gelişme, halkı askere karşı kışkırtmaya yönelik

[18] Kıbrıs Gazetesi, 27 Mart 2008, Ata Atun, Köşe Yazısı “Lokmacının perde arkası gerçekleri”

[19] Fileleftheros Gazetesi, 2 Temmuz 2008 ve BM Genel Sekreteri’nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi resmi açıklaması, UNFICYP

[20] http://www.un.org/News/Press/docs/2005/sga942.doc.htm

[21] Asıl ismi Iorgios Kyriakou Iacovou. Kıbrıs (Rum) Cumhurbaşkanı Yüksek Komiseri ve eski Dış İşleri Bakanı.

[22] http://www.mfa.gov.tr/annan-plani-ile-kurulmasi-ongorulen-kibris-turk-kurucu-devleti_nin-anayasasi.tr.mfa