20 Temmuz Barış Harekatının Önemi

Ata Atun

 

20 Temmuz Barış Harekatının Önemi

Kale Lions Toplantısı, Gazimağusa, KKTC

16 Temmuz 2008

 

Mağusa Kale Lions Klübünün Sayın üyeleri

 

Kıbrıs Türk halkının kaderinde bir dönüm noktası olan 20 Temmuz’un anlam ve önemini hepimiz çok iyi biliyoruz.

 

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini tümüyle ortadan kaldırıp, Kıbrıslı Türkleri adadan silmeyi amaçlayan, Yunan Cuntasının düzenlediği darbe, bundan tam 34 yıl önce, 15 Temmuz’da gerçekleşmişti. Ve hemen bunun akabinde, Kıbrıs’ta bozulan anayasal düzeni tesis etmek, hem Kıbrıslı Türklere, hem de Kıbrıslı Rumlara barış, özgürlük ve can güvenliği içinde bir yaşam sağlamak amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri duruma müdahale etmişti.

 

20 Temmuz 1974’de gerçekleştirilen ve o zamandan beri “Barış ve Özgürlük Bayramı” olarak kutlanan 20 Temmuz, bildiğiniz gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf olduğu Garanti Antlaşması’na dayanmaktadır. Türkiye’nin adaya asker çıkarması, uluslararası hukuk tarafından kendisine verilen bir görevdi ve zamanında dünya kamuoyu tarafından da desteklenmiştir. 

 

Aradan geçen zaman içerisinde, Kıbrıs Rum liderliği, sanki 20 Temmuz 1974, ortada hiçbir sebep yokken yaşanmışçasına ve Kıbrıs Sorunu da 20 Temmuz sabahı başlamışçasına bir propagandaya yöneldi. Dış dünyayı etkilemek için yapılan bu propagandayı o kadar çok tekrarladılar ki, artık kendileri de, 1958’de, 1963’de, 1964 ve 1967’lerde, Kıbrıslı Türklere, EOKA’nın ve bizzat Kıbrıslı Rum militer güçlerinin neler yaptığını unuttular.

 Kıbrıs Türk köylerindeki katliamları, Kıbrıslı Türk kayıpları, yakılıp yıkılan köy ve mahalleleri, terk etmek zorunda bırakıldığımız ata yadigarı toprakları, o çileli göçmenlik hayatını, ikinci sınıf bir toplum muamelesi gören Kıbrıs Türkünü, adanın sosyal, ekonomik, kültürel haritasından silmek için uygulanan şiddeti…

Bunların hepsini unuttular.

 

Çok iyi hatırlar ve biliriz ki, 1970 – 1974 arası Kıbrıs Rum kesiminde yaşanan ve tüm adayı sarsan siyasi kaosun temelinde Kıbrıs Rum devlet kurumlarının karşı karşıya gelmesi ve çatışması yatar.

 

34 yıl önce dün Kıbrıs top, silah ve tank sesleriyle uyanmıştı. Yunan subaylarının komutasındaki Rum Milli Muhafız Ordusu ile Yunan Alayı, Başpiskopos Makarios Rejimini devirmek üzere harekete geçmişti. Atina'daki Albaylar Cuntası'ndan emir alan darbecilerin safına milis birliklerini oluşturan EOKA B'ciler de katılmıştı.

 

Günün ilk saatlerinde Merkezi Cezaevi basılmış ve Makarios'a karşı eylemlerinden dolayı tutuklanmış olan militanlar serbest bırakılarak onların da darbeciler safında yer alması sağlanmıştı. Başta kuşatma altına alınan Makarios'un sarayı olmak üzere, Kıbrıs'ın her bölgesinde şiddetli sokak savaşları oluyordu.

 

Makarios'un defteri dürüldükten sonra silahların gölgesinde toplanacak olan Rum Temsilciler Meclisi, ENOSİS'i ilan edip adayı Yunanistan'a bağlayacaktı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı.

 

Aslında çarşıya uymayan hesap 1960’da bizzat Makarios ve baryaları Yorgacis ve Papadopulos tarafından yapılan 1948 BM Soykırım tanımına kelimesi kelimesine uyan plandı. 

 

Cumhuriyetin kurulmasından hemen sonra Türklerin ortaklık devletindeki yetkilerini ve paylarını budamak için harekete geçtiler.

Ortaklarının nüfus oranlarına göre gereğinden fazla haklarla donatıldığına ilişkin sistematik ve yaygın bir kampanya başlattılar.

Gözdağı bağlamında adanın her yanında Türklere karşı baskı ve sindirme taktiklerine giriştiler.

 

Amaç Rum tarafının anayasal budamalar konusundaki kararlılığını duyumsatmak ve Türkleri olası gelişmelerde edilgen duruma getirmekti. Anayasanın değiştirilmesine ilişkin 13 maddelik bir plan hazırlandığında toplumlararası gerginlik belirgin bir şekilde açığa çıktı. Bu plana Türkiye de şiddetle karşı çıktı ve Makarios Ankara’ya davet edildi. Türk toplumunun anayasal haklarının budanmasına asla onay verilmeyeceği İsmet İnönü Hükümeti tarafından Ankara'ya davet edilen Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios'un yüzüne karşı açık ve net bir dille söylendi.  Fakat bu sözler Makarios’un ve baryasının bir kulağından girdi diğerinden çıktı.

Makarios’un bizzat kendisi, çevresindekiler ve Atina'daki fanatikler Kıbrıs’lı Türklerin ve Türkiye’nin  tepkilerini hiç dikkate almadılar. 13 maddelik planın Temsilciler Meclisinde Türk vetosuyla püskürtüleceğini anladıklarında da, silah zoruyla Türklerin devletten atılmasını ve adanın Yunanistan'a ilhakını öngören bir soykırım planı olan AKRİTAS Planı'nı yürürlüğe koydular.

 

O plan, 1963 yılının aralık ayında uygulamaya konulduğunda TMT'nin yönlendirmesinde kendi bölgelerine kapanan Türklerin sert direnişiyle karşılaştı.

Türkiye de bu direnişte sonuna kadar Türk halkının yanında bulunduğunu her türlü desteği ve davranışıyla ortaya koydu.

 

Direnişin üçüncü gününde Türk Hava Kuvvetlerine bağlı uçaklar Lefkoşa üzerinde uyarı uçuşları yaptılar. Makarios Kanlı Noel olaylarının bir Türk isyanı olduğu masalını uluslar arası topluma yutturmaya çalıştı ama açıkgöz gazeteciler ve politikacılar bunu yutmadı. Dünya medyası Rum acımasızlığına karşı yankı getiren yayınlara başladılar.

Kıbrıslı Türkler kendi bölgelerinde mükemmel bir organizasyon ile 11 yıl sürecek ölüm kalım savaşımına başladılar. Ayakta durabilmeleri, Türkiye'nin gönderdiği gıda ve mali yardımlar, moral desteği ve her tür askeri destek sayesinde oldu.

 

Makarios zeki ve deneyimli bir politikacıydı ve büyük ülküsü de Yunanistan'la birleşmekti. ENOSİS rüyasının tek vuruşta ve kesin bir kararla gerçekleştirilmesinin ciddi sakıncalarını ilerleyen zaman içinde özellikle de 1967 Geçitkale felaketinden sonra iyice görmeye başladı.

 

O devrede Makarios, ekonomik ambargolarla Türklerin eritilmesi planını uzun vadeye yaydı. Bu işi sessiz sedasız halletmek niyetindeydi. Türkler önce üretimden koparıldı sonra da mali sıkıntı içine sokularak göçe zorlandı. Plan başarıyla ilerlerken Yunanistan'da işbaşına olan ve Faşist yapısıyla içte ve dışta büyük antipati toplayan Albaylar Cuntası,  ENOSİS'i gerçekleştirip Yunan ulusunun gözünde itibar kazandıktan sonra seçime gitmek ve yönetimini demokratikleştirmek amacı ile Enosis’i gerçekleştirmek konusunda acele etmeye başladılar.

Aslında Makarios’unda hedefi Enosis idi. Ama aralarındaki fark sadece yöntem farkıydı. Görüş farklılığı ve aylar boyunca tırmanan Makarios- Cunta sürtüşmesi 15 Temmuz 1974 patlamasına yol açtı. 15 Temmuz günü Kıbrıs, tarihindeki en kanlı hesaplaşmaya sahne olurken, Kıbrıslı Türklerin kurtuluşu ve özgürlüğe kavuşması olan Türk Barış Harekâtı'nın da tetikleyicisi oldu.

Rumlar ve Yunanlılar gözleri kör bir şekilde Enosis hayalleri peşinden koşarlarken, yani Dimayat’a giderlerken evdeki bulgurdan oldular. İleriyi göremediklerinden ve akılsızlıklarından dolayı hata üstüne hata yaptılar ve en sonunda da tümüne hâkim oldukları Kıbrıs adasının üçte biri, ellerinden uçup gidiverdi.

 

Ve 20 Temmuz 1974 günü TSK adaya basarak, tüm Rum planlarını bozdu ve adada yep yeni, Kıbrıslı Türklerin kendi toprakları üzerinde özgürce yaşamalarına yol aşan bir dönem başlattı.

 

 

Barış Harekatının sonuçları

 

1. Kıbrıs Barış Harekatı sonucunda Mağusa – Lefkoşa - Lefke hattının kuzeyi Türk Silahlı kuvvetleri tarafından ele geçirilmiş, Enosis’in gerçekleştirilmesi fiilen önlenmiştir.

2. Önce Yunanistan’da Askeri Cunta’nın devrilmiş ve Kıbrıs’ta da Sampson yönetiminin de düşmesi ile demokrasi yeniden tesis edilmiştir. Yunanistan’ın ve Kıbrıslı Rumların AB'ne girmesi ile sonuçlanan süreç Kıbrıs Barış Harekatı ile mümkün olmuştur.

3. Askeri harekatın devamı ve sona ermesinden sonra ele geçirilen bölgelerdeki Kıbrıslı Rumlar bölge dışına, hattın dışında kalan Kıbrıslı Türkler ise bu bölgeye göç etmişlerdir. Bu suretle iki bölgeli ve iki toplumlu Kıbrıs gerçekleşmiştir.

4. Kıbrıslı Türkler güvenliklerinin ve özgürce yaşamalarını garanti altına alan bu bölgede 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devletini, Kıbrıslı Rumların Federal bir çözüm için istekli olmadıklarının anlaşılması üzerine, egemenlik haklarının kabul edileceği talebi ve beklentisi ile 1983 yılında KKTC’ni kurmuşlardır.

5. Kıbrıslı Türkler gerçekleştirdikleri siyasi, sosyal ve ekonomik kalkınma hamleleri ile, Kıbrıs’ın kuzeyinde Kıbrıslı Rumlardan ayrı, kendine özgü bir halk olduğunu, Kıbrıs’ta yaşayan iki özgür ve egemen halktan biri olduğunu, Kıbrıslı Rumlar gibi Kıbrıs’ın geleceği üzerinde söz söylemeye hakkı olan iki eşit taraftan biri olduğunu gösterme imkanını bulmuştur.

6. Kıbrıs Türk Halkının bugün sahip olduğu, her türlü hak ve özgürlüğün serbestçe kullanılma hakkı, kendini yönetmek ve temsil etmek üzere serbest seçimlere dayanan demokratik yönetim gerçekleştirmesi, Kıbrıs Barış Harekatı sayesinde mümkün olmaktadır.

7. 2004 yılında gerçekleştirilen Referandumda olduğu gibi, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde Kıbrıslı Türklerin iki eşit taraftan biri olması, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs’taki varlığının devam etmesi ile mümkün olmuştur.

8. 2003 yılında kapıların açılması ile iki toplum arasında başlayan çeşitli temasların ciddi bir olay olmadan sürdürülebilmesi,  Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcılığı ile oluşturduğu güven ortamı ile mümkün olabilmektedir.

 

Kısaca özetlemek gerekirse Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs’ta insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşaması ve Kıbrıs’taki iki eşit taraftan biri olması Kıbrıs Barış Harekatı ile gerçekleşmiştir. Harekata katkısı olan bütün şehit ve gazilere, bugünkü özgür ve onurlu hayatın tadını çıkaran herkesin şükran duyması vicdan borcudur.