Kıbrıs Sorunu, Türkiye-AB Müzakereleri Ve Azerbaycan

Ata ATUN

 

 

Türkiye – KKTC - Azerbaycan Tarih, Kültür ve Ekonomi Sempozyumu

27 Aralık 2008

Kıbrıs Türk Kültür Derneği Konferans Salonu, ANKARA

 

 

 

5 Kasım'da açıklanan AB'nin genişlemesine ilişkin İlerleme Raporunda Türkiye'nin daha gidecek uzun bir yolu olduğu ima edildi.

Yolun uzun olmasının nedenlerinden bir tanesi Kıbrıs Rum hükümetinin engelleri, diğeri de uyum yasalarının yeterli hızda çıkarılmaması.

 

AB içindeki kanı, Türkiye’nin reformlara yani uyum yasalarına hız vermesi ve buna ilaveten de her iki taraf arasında güvenin yeniden inşa edilmesi için AB’nin Ankara'nın girişiminin kötü sona mahkûm olmadığına dair açık bir mesaj vermesi.

Bunun kökeninde de Avrupa Birliğinin Orta ve Doğu Avrupa’ya doğru beklenmedik genişlemesi ve ardından da AB üyeleri arasında daha da genişlemenin pek arzu edilmeyişinin yatıyor olması.

Bazı AB ülkeleri Türkiye'nin tam üyeliğine muhalefet ediyorlar. Özellikle Fransa, Kıbrıs konusunu öne sürmekte ve bunun arkasına saklanarak ve de Kıbrıs Rum Cumhuriyetini öne iterek birtakım konuların müzakere edilmesini bloke etmekte.

 

Bir çıkmaza gelindi. Türkiye ile AB'nin bu çıkmazdan nasıl çıkacağı ve müzakerelerin yeniden nasıl hız kazanacağını görmek zor. Bu çıkmazı aşmak ne kadar uzun zaman alırsa Türkiye'nin AB'ye girmesi de o kadar zor olacaktır. Türkiye ile AB arasında zaman zaman Kıbrıs konusu nedeniyle anlaşmazlıklara düşülen, dalgalı bir süreç yaşandı.

 

1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ye üye olan Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan’ın 1980 yılları başında AB’ye üye olduktan sonra uyguladığı taktiği uygulamaya başladılar. O dönemde Yunanistan’ın AB içindeki tüm çabası, öncelikle Türkiye’nin lehine olabilecek her karara karşı çıkmak, ikincil olarak da Kıbrıslı Türklerin menfaatlerine engel olmaktı.

Şimdi Yunanistan geri çekildi ve bu nöbeti Kıbrıslı Rumlar devraldı.

Kıbrıslı Rumların çalışmaları, Türkiye- AB müzakere sürecini engellemeye ve Kıbrıslı Türklere izolasyonların sürdürülmesini sağlamak üzerine yoğunlaşmış durumda. Rumları himayeleri altına alanlar ise Fransa, Yunanistan, Avusturya, Danimarka ile AB’deki aşırı dinci ve sağcılar. Bu ülkeler ve çevreler Türkiye-AB müzakere sürecinin raydan çıkarılması için Rumları kullanıyor.

Rumlara ihale edilen ilk sabote işi Ankara Protokolü çerçevesinde bloke edilen başlıkların dışındaki müzakere fasıllarının açılmasına mani olmaktı. Rumlar, birkaç AB üyesinin desteği ile bu görevi başarı ile yerine getirdiler ve ilaveten de müzakere başlıklarının kapanmasının da yeni şartlara bağlı olmasını sağladılar.  

 

8 Aralık’taki AB Konseyi Türkiye kararının çıkmasında başrolü oynayan Rumlar, Fransa’dan çok iyi bir destek aldılar. Kararda Türkiye paragrafının sertleştirilmemesi için İsveç ve İngiltere’nin olumlu yönde görüş ortaya koymasına rağmen Rumların 19 Aralık’ta toplanacak Hükümetlerarası Konferans çerçevesinde açılacak başlıklardan birini veto etme tehdidinde bulunarak kararı istedikleri gibi de çıkarttılar.

Rumların AB mekanizması içinde yaptıkları başka bir iş yok. AB’nin diğer faaliyetlerine sadece sözde ve göstermelik olarak katılıyorlar. Türkiye ve Kıbrıslı Türklerle ilgili konularda engel çıkarmaktan başka hiçbir konu ile derinlemesine ilgilenmiyorlar.

 

Kıbrıs konusundaki hedeflerinin başında KKTC Cumhurbaşkanı M. A. Talat ve Başbakan F. S. Soyer olmak üzere tüm KKTC temsilcilerinin AB yetkilileri ile görüşmelerini engellemek ve Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıslı Türklere ait 2 sandalyeye, 2009 Haziranından sonra Kıbrıslı Türklerin oturmasına mani olmak geliyor.

 

Açıkçası Rumlar, birkaç AB üyesi ülke ile birlikte çalışarak Kıbrıs konusunu öne sürüp Türkiye-AB müzakerelerinin bir krize doğru yol alması için büyük bir çaba gösteriyorlar. AB ile Türkiye arasında eski sıcaklığın olmadığı ve güvenin de çözülmeye başladığı bir gerçek.

 

En can alıcı soru da, “Türkiye'nin müzakereler sonucunda Avrupa Birliğine katılıp katılmayacağı”.

İlerleyen zaman, bölgede yaşanan gelişmeler ve Türkiye’nin her yönden artan gücü, bu konudaki nihai kararı Türkiye’nin vereceği ve AB’nin de bu kararı ister istemez kabul edeceği şeklinde oluşacağını göstermektedir.

 

 

 

Doğu Akdeniz bölgesi