Dr. Fazıl Küçük Bildirisi

Ata Atun

 

 

Değirmenlik Lisesi

Lefkoşa, KKTC

14 Mart 2009

 

 

MUSTAFA FADIL

 

Ben çok iyi tanıyorum.

Aslında siz de tanıyorsunuz. Hem de çok iyi.

 

Bu günkü özel yazımda bu sevgili ağabeyimi size tanıtacağım. Belki de “Ağabeyim” yerine “Ağabeyimiz” desem daha doğru olacak.

 

Mustafa Fadıl ağabey, Ortaköy doğumlu. Çiftçi olan babası da Demirhan’lı. İyi bir ailenin hayırlı bir evladı.

 

Mustafa Fadıl ağabey, İlkokul ile Ortaokulun bir kısmını Kıbrıs’ta okuduktan sonra, liseye İstanbul’da devam etmiş. O yıllar, sadece neredeyse ağzı ile kuş tutabilenlerin liseden mezun olabildiği bir dönem. Sevgili abimiz, namı diğerle Kıbrıs’lı Fadıl girmeyi başardığı İstanbul’daki İstiklal Lisesinden iyi bir derece ile mezun olmuş. 

 

Mezuniyet sonrası aklında Doktor olmak, kalbinde de fakirlere bakmak, babalık ve  hamilik etmek ateşi yandığından, dönemin Tıp Fakültesi olan  İstanbul Tıp Fakültesine başvurmuş. O dönemde daha YÖK, yani Yüksek Öğrenim Kurulu olmadığından, ilgililer lisedeki başarısını dikkate alarak kendisini üniversitenin birinci sınıfına kabul etmişler.

 

İstanbul’da başladığı Tıp eğitimini, yatay geçişle gittiği Avrupa’da çok iyi tanınan,  ünlü bir fakültede sonlandırmış ve Doktor olmuş. Sonra da aynı fakültede uzun yıllar süren ihtisasını yapıp tamamlamış.

 

Sonra ver elini Kıbrıs. Baba toprağı, özlemle yandığı Kıbrıs’ına, aradan 14 yıl geçtikten sonra kavuşmuş. İlk işi kliniğini açmak ve fakir soydaşlarına parasız bakarak ücretsiz ilaç vermek olmuş. Bir müddet sonra da fakirlerin sevgili babası olmuş.

 

Hiç rahat durmayan ve içi halkı için bir şeyler yapmak heyecanı ile de yanıp tutuşan “Kıbrıs’lı Fadıl”,  yapılan haksızlıklara dayanamadığı için, mücadele etmek kararı ile kendini doğal olarak politikanın da ortasında buluvermiş.

 

Başlamış gazetelerde yazılar yazmaya. Usta kalemi ile bir taraftan Kıbrıs’lı Türkleri aydınlatırken diğer taraftan da dönemin yöneticilerini eleştirip, halkın isteklerini ve şikâyetlerini dile getiriyormuş.

  

Yazılarını basan gazete kapanınca bu defa cebindeki tüm parasını matbaa makinelerine ve kâğıda yatırarak kendi gazetesini çıkarmak kararını almış “ Fadıl” ağabeyimiz ve yapmışta. Artık kendi gazetesinde, hem yazılarını korkusuzca yazmış, hem de kendi gibi düşünen eli kalem tutan aydınlara yeni bir “Fikir Ocağı” açmış. Bu ocakta her pişen, ucunda para cezası veya hapislikte olsa hemen yayınlanıyormuş.  

 

Beş yıl gibi kısa bir müddet sonra politikada bir adım yukarıya çıkarak Belediye Meclis üyeliğine seçilmiş. Kıran kırana bir propaganda ve çok çekişmeli geçen bir seçim sonrasında ancak Belediye Meclis üyesi olabilmiş. Öyle bu günkü gibi gir seçime, arkanda parti desteği ile kazan, türünden bir olanak yokmuş o vakitler. Halk tek parça listenin içinden cımbızla seçmiş en iyisini.

  

Belediye Meclis üyeliği hep ateş üstünde, çalışarak ve mücadele ederek geçmiş. Kolay mı ya, bir taraftan Rumlarla mücadele etmek, diğer taraftan da yöneticilerle?

Bir müddet sonra politik yaşam “Parti kurmaya” kadar zorlamış “Fadıl” ağabeyi.  Mücadeleden yılmamak karakterinin sonucunda, önce siyasi kimliği olmayan bir Sivil Toplum Örgütü kurmuş, sonra da onu süreç içinde genişletip, büyüterek  “Siyasi Parti”ye dönüştürmüş. 

 

Beni en çok etkileyen de o partinin amblemi olmuştu. Daha amblemi ilk gördüğümde kalbin yuvasından fırlayacak denli atmaya başlamıştı. Kırmızı bir zemin üzerinde anavatanımız, altında da Kıbrıs adamız. Her ikisini kucaklayan beyaz bir ayyıldız ve Kıbrıs’ımızı ayyıldıza kenetleyen bir kilit. Kilitin askı kısmı Kıbrıs adasının içinden geçerek hilalin ortasına yükseliyor ve hilali kucakladıktan sonra da aşağıya tekrar kilite dönerek kilitin gövdesine giriyor. Kıbrısımız, kilit ile sıkı sıkıya bağlanmış Ayyıldıza ve anavatana. Hala saklıyorum o ilk gördüğüm muhteşem amblemi.

 

Sonra Fadıl ağabeyimizin hedefi, Okullarımızı ve Vakıflarımızı İngiliz idaresinden çekip almak ve Kıbrıslı Türklerin yönetimine sokmak olmuş. Ve başarmışta. EOKA’ya karşı “Kıbrıs Türk Mukavemet Birliğini” kurmuş ve Kıbrıs Türk Halkının mukavemetçi ruhu da bu düşüncenin, bu mücadele azminin arkasını getirmiş.

 

Size kısaca bahsettiğim kişi, 102 yıl önce bu gün doğmuş olan, eski Türkçe yazım ile yeni Türkçe yazım arasındaki farktan dolayı adı, eski Türkçe’de Fadıl, yeni Türkçe’de Fazıl olarak yazılan, sevgili liderimiz Dr. Fazıl Küçük.

 

Sonrasını biliyorsunuz.

1959 Londra ve Zürih Konferanslarına Kıbrıslı Türklerin lideri olarak katılmak ve antlaşmaları imzalamak. 1960 Anayasasını imzalamak ve ilk Cumhurbaşkanı Muavini olmak. 21 Aralık 1963’teki Rum saldırılarından sonra tüm Kıbrıslı Türkleri bir çatı altında toplamak, örgütlemek ve “Genel Komite” adı altında bir devlet idaresi oluşturmak. 1967’de de Genel Komiteyi, “Geçici Türk Yönetimi”ne dönüştürerek bu günlerin temelini atmak. 1974 Barış harekâtını yaşamak ve 15 Kasım 1983’de kurulan Cumhuriyetin coşkusunu yaşamak.

 

Dr. Fazıl Küçük, 15 Ocak 1984’de hayata veda ederken, yıllar önce yaktığı bağımsızlık ateşinin Cumhuriyetle taçlandığını görerek, gözleri arkada kalmadan, görevini yapmış bir kişinin mutluluğu içinde müsterih olarak aramızdan ayrıldı.

 

Sana çok kazanımlar borçluyuz sevgili “Dr. Fazıl Küçük”.  14 Mart 1906’da doğdun ve hiç bizden ayrılmadın. Hep gönlümüzdesin, hep liderimiz olarak kalacaksın. İyi ki doğdun.