Kıbrıs’ın Geleceğinde Talat ve Hristofyas Anlaşabilecek Mi?

Ata Atun

 

 

KKTC’nin Statüsü Sempozyumu

13 Kasım 2009

Girne Amerikan Üniversitesi

Girne, KKTC

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, BRT’de yayınlanan Mete Tümerkan’ın hazırlayıp sunduğu AKİS Programına katılarak gazetecilerin sorularını yanıtlarken söyledikleri, gerçekte Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili olarak aklındakileri net bir şekilde ortaya koyuyor.

 

Cumhurbaşkanı Talat, BM genel Sekreterinin adada çözüm havası koklarsa inisiyatif alabileceğini ve Kıbrıs Sorununun da kalıcı bir sonuca ulaşabileceğini düşünüyor. Kısaca “ya çözüm olur, ya da bölünmenin kalıcılaşması iyice sağlamlaşır” fikrine sahip[1].

Kendisini çözüm isteyen ve birleşmeden yana bir kişi olarak görüyor ve öyle tanımlıyor.

 

Cumhurbaşkanı Talat programda, Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin politikasının belli olduğunu, çözüme temel olarak Annan Planının kabul edildiğini,  bütünlüklü müzakerelere başlamaya hazır olduğunu ve Kıbrıs Türk’ü üzerindeki izolasyonların da ancak bütünlüklü bir çözümün ardından tamamen kaldırılması gerektiğini söyleyerek temel prensiplerini ortaya koydu.

Bu düşüncesi aslında Türkiye hükümetine bir gönderme taşıyor. Türkiye’ye, sakın izolasyonlar kaldırılmadan limanlarını, Kıbrıs Rum bayraklı gemi ve uçaklara açma demek istiyor.

 

Cumhurbaşkanı Talat, en çok iki, iki buçuk aylık bir hazırlık dönemi sonrasında tam teşekküllü müzakerelerle sorunun 2008 yılı sonuna kadar hadi bilemediniz 2009’un ortalarına kadar, çözümünü istiyor[2]. Belli ki tüm iyi niyetine ve barışçıl düşünce ve çabalarına karşın bu işin incir ipi gibi uzatılması, kendisini çok rahatsız ediyor. 

 

8 Temmuz BM kökenli Gambari sürecine[3] karşı değil ve bu sürecinin Annan Planı’nın alternatifi olmadığını da vurguluyor.

 

Bence en önemlisi de, Papadopulos ile 5 Eylül’de yaptığı toplantıda ortaya koyduğu önerilerinin halen geçerli olduğunu tekrarlaması.

Özetle CB Talat’ın Papadopulos’a yaptığı öneri, “Gel bu işi sürüncemede bırakmayalım. Hemen Komiteleri kuralım. Bir çalışma planı yapalım ve 2008 sonunda kadar bu işi sonuçlandıralım” idi. 

CB Talat’ın bu yapıcı ve bitirici önerisini Papadopulos, adanın tümünü Rum egemenliğine alabilecek ortamın oluşmasını bekleyebilmek için reddetmiş ve içinde hiç bir zaman kısıtlaması olmayan Gambari sürecine de dört elle sarılmıştı. 

 

Gelelim Hristofyas’a.

Ben çiçeği burnunda Rum Cumhurbaşkanı Hristofyas’ın, CB Talat gibi iyi niyetli ve iş bitirici düşüncede olabileceğini sanmıyorum. Belki bu günlerde öyle ama kısa bir zaman sonra değişeceği kesin. Hiçte kahin olmaya gerek yok.

 

Çiçeği burnunda Rum Cumhurbaşkanı Hristofyas’ın dün Yunanistan’da yayınlanan Kathimerini ve To Vima isimli gazetelere yaptığı açıklamalar, aklındakilerini ve çözüm yolunda düşündüklerini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu ilk resmi açıklamasında, “Halktan, taksimi engellemek için yetki aldık, işgale ve kolonizasyona son vermek için Kıbrıs halkıyla birlikte yürüyeceğiz demesi, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, Garantiler Antlaşması madde 4 uyarınca, uluslar arası hukuka ve antlaşmalara uygun olarak, Rumlar tarafından bozulan ve yok edilen 1960 statüsünü tekrar geri getirmek için adaya ayak bastığını kasten unutmuş olduğunu gösteriyor.

 

1966’da AKEL Genel kurulunda alınmış Enosis kararı ile 1967 yılında Rum Meclisinde kabul edilmiş Enosis kararlarını kaldırmaktan hiç bahsetmeyen, düzeni biz bozduk, 1960 anayasasını biz ihlale ettik ve 1 Ocak 1964 yılında da 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın geçersiz olduğunu biz ilan ettik diyemeyen Hristofyas, son derece pişkin bir şekilde işgalden bahsetmektedir.

Kendi yönetimleri altında olan Güney Kıbrıs’ta 1963 yılından beri Kolonizasyon yaptıklarını göz ardı eden, şu anda yaklaşık 230,000 tane “Rum Yerleşiği” bulunan Hristofyas, utanmadan Türkiye’den gelen kardeşlerimizin geri gitmesi konusunda ısrarlı olurken, sayıları neredeyse 70 bini bulan Gürcistan’dan gelmiş sözde Pontus’lu Rum yerleşiklerin ve sayıları 100 bini geçmiş Yunanistan’dan gelen yerleşiklerin geri gitmesinden hiç bahsetmemekte.

 

Dimitris Hristofyas, dünkü açıklamasında Kıbrıs sorununun çözümü çabalarında temel dayanağının Yunanistan olduğunu ve hedefinin de Kıbrıs Rum tarafının Yunanistan ile halen çok sıkı olan ilişkilerini daha da güçlendirmek olduğunu dile getirerek, son sözü kimlerle söyleyebileceğini açıkça ortaya koyuyor.

DIKO ve EDEK’in vesayeti altında olduğunu söylemeyen, Yunanistansız adım atmayacağını da kendisi dile getiren Hristofyas, kısa bir zaman içinde Papadopulos gibi Cumhurbaşkanı Talat’ı muhatap kabul etmemek havalarına gireceğinin işaretlerini de veriyor bu sözleri ile. 

 

Ledra Caddesi’nin açılması konusunda çok iyi niyetli davranan Hristofyas, çok değil birkaç hafta içinde DIKO’nun ve EDEK’in baskısı ile değişecek ve Ledra kapısını açmamak için Papadopulos’un gerekçelerini dile getirmeye başlayacak. Aksi takdirde iş, vatan haini damgasını yemeye ve Türklere toprak kaptırmakla suçlanmaya kadar gidebilir. 

 

Anlaşılan Cumhurbaşkanı M. A. Talat seçildiği gün olan 17 Nisan 2005 tarihinde Papadopulos’a uzattığı ve yaklaşık 3 yıldır havada kalan elini, Papadopulos’un Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu olan 17 Şubat’ta yarıştan elenmesi ile geri çekmiş, dinlendirmiş ve karbolit sabunla yıkayarak tekrar uzatmış.

Şimdi Hristofyas’ın samimi bir şekilde elini sıkmasını bekliyor.   

 

TALAT’IN MEKTUBU

3 Mart 2008

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın mektubundan Dimitris Hristofyas’ın gıcık aldığı kesin.

Hiç beklemediği anda kalesine gol yemiş gibi hissediyor kendisini Hristofyas.

Daha kendisi Rum tezlerini ve Kıbrıs’ı nasıl ele geçireceğini açıklamadan ve görevlendirdiği yüze yakın personeli gerek AB’de gerekse de BM’de köşe başlarını tutmadan, Kıbrıs’lı Türklerden nasıl bir çözüm istediklerine dair mektubun BM genel sekreterine gitmesi, Hristofyas’ı çılgına çevirdi.

 

Rum hükümetinin Rum basını kanalı ile etrafa yaydırmaya çalıştığı habere göre güya, BM bu mektuptan hoşnut kalmamış. Her kimse bu BM dedikleri.

 

Cumhurbaşkanı Talat’ın Ban Ki Moon’a gönderdiği mektubunda, Kıbrıs’ta çözüm ile ilgili “Eşit statüde iki devlet”,  “Bakir doğum” ve “Halkların siyasi eşitliği” gibi esasları ortaya koyması yapabileceği en doğal hareketti. Tabii ki bunları yazacaktı. Zaten masaya oturunca bunları konuşacak ve savunacak.

Tabii Hristofyas masaya oturmayı kabul ederse.

Daha şimdiden çiçeği burnunda Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmemek için kıvırtmaya başladı.

 

AKEL’in “şimdilik” basın Sözcüsü Andros Kiprianu, cumartesi günü yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununda ilerleme sağlanıp sağlanmayacağının Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs Rum tarafının girişimlerine nasıl karşılık vereceğine bağlı olacağını dile getirmesi ve  Kıbrıslı Türklerden olumlu yanıt alınması durumunda çözümün umut edilebileceğini, ancak son günlerde yapılanlar gibi açıklamaların yapılması halinde durumun çok zor olacağını resmen belirtmesi, Talat’ın BM’ye gönderdiği gerçekçi mektubundan ne kadar ürktüklerini göstermektedir.

 

Hristofyas hükümetinin yeni sözcüsü Stefanos Stefanou’nun dün, Hristofyas’ın Kıbrıslı Türk toplumunda da temaslar gerçekleştireceğini ve BM şemsiyesi altında olmak kaydı ile Cumhurbaşkanı Talat ile de görüşeceğini açıklaması ise, artık kendisi ile daha evvel sıkı fıkı olmuş Kıbrıs’lı Türkler ve Yunanistan’a birlikte gittiği “candan Türk dostları” ile sadece Rum Cumhurbaşkanlığı makamında görüşebileceğini ortaya koymakta.

Nede olsa boyu büyüdü Hristofyas’ın.

Seçimden önce, seçilirsem Talat’la hemen görüşeceğim diyen Hristofyas’ın, seçimden sonra aniden aklı karışmış ve unutkanlık baş göstermiş anlaşılan.

    

Seçimi kaybeden DISY adayı Kasulidis’in yapmayı vaat ettiği gibi Girne’de Talat’ın evinde çay içmek gibi bir jest yapmaya niyeti yok. Otuz sekiz yıllık AKEL-CTP dostluğu içindeki baryası (dostu) veya yoldaşı Talat’la, ya BM çatısı altında görüşür Hristofyas, ya da AB çatısı altında. Başka bir dam paklamıyor artık kendisini.

 

Zaten Hristofyas’ın hedefinin, Kıbrıs konusunun çözüm sürecini AB’ye kaydırmak olduğu, bu son birkaç günde söyledikleri ile iyice ortaya çıktı.

Aslanım Dimitri, kaçın kurrası o.

 

Baktı gördü BM’de işler istediği gibi gitmeyecek ve Talat’ın peşin mektubu daha işin başında birçok kaleyi yıktı. Güvenlik Konseyindeki sırtını dayadığı Rusya da bir süredir Kıbrıs sorununa mesafeli duruyor. Kendisine kala kala AB kaldı, KKTC’yi yutmak çabalarında güvenebileceği bir tek uluslararası kurum.

Şimdi ver elini AB.  Zaten başka bir yer de yok.

 

Cumartesi günü, Avrupa Birliğinde müthiş bir atak yapabilmek ve Kıbrıslı Türklere AB’de verilebilecek tüm hakları budamak için 100 kişilik seçkin bir ekip hazırlattı. Başına da eski Rum Cumhurbaşkanı Yorgo Vasiliu’nun karısını getirdi. Doğal olarak, küçücük de olsa aktif bir siyasi parti olan EDİ’yi de yanına almış oldu.

Bütün taktiği, Kıbrıs konusunu, BM’nin inisiyatifinden tereyağından kıl çeker gibi çekmek ve AB’ye aktarmak. Zaten bir kere konu AB’nin kanatları altına girdi mi, gerisi kolay. Hem KKTC’yi bir lokmada hap gibi yutar, hem de geriye kalan enerjisi ile de Türkiye’den büyük büyük parçalar koparır diye düşünüyor Hristofyas.

Öyledir. İnsanlar hayal kurdukça yaşarlar. Doğanın kuralıdır bu.

 

Hristofyas’ın Kıbrıs sorununa çözüm bulmak yolunda yapacaklarından bahsederken Başpiskopos Hrisostomos II.nin sözlerini de yabana atmamak gerekir. Kaba bir tanımlama ile Rum Cumhurbaşkanları tuvalete gitmek için bile Başpiskopos’tan izin almak zorundadırlar. Bin yedi yüz yıllık Ortodoks gelenekleri böyle zorunlu kılıyor.

 

Rum başkanlık seçimlerinin birinci turunda Tasos Papadopulos’u desteklediği açıkça bilinen Başpiskopos Hrisostomos’un, “siyasi eşitlik” kavramı hakkında “Kilisenin, tüm siyasi liderliklerin hem fikir oldukları federal devlet görüşünün aksine her Kıbrıs vatandaşının bir oy hakkına sahip olacağı birleşik bir Kıbrıs istediğini” belirtmesi, aynen Hristofyas’ın, 28 Şubat perşembe günü yemin töreninde yaptığı konuşmada “Kıbrıslı Türklerin haklarının yeniden tesis edilmesinin Kıbrıslı Rumların, Maronitlerin ve Latinlerin hakları aleyhine olacak şekilde gerçekleşmesinin mümkün olmadığı” cümlesi ile birebir örtüşmektedir.

Yani, çoğunluk kimdeyse, hükümranlık onda olmalı ve Birleşik Kıbrıs’ı o halk idare etmelidir demektedir bu iki önemli, biri ruhani diğeri de siyasi olan, Rum lider.

 

Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın, 6 Aralık 2007’de İstanbul’da yapılan Haliç Konferansı çerçevesinde AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn’e “Kıbrıs sorununun çözümü için, Kıbrıs’taki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Türkiye’deki yerel seçimler arasında kalan dönem içinde çözüm bulunamaması durumunda, Erdoğan hükümetinin, Birleşik Kıbrıs kavramını bir kenara bırakıp, iki ayrı devlet yönünde hareket edeceğini söylemesi ise, Kıbrıs sorununa çözüm yolunda çok önemli bir başka kavşağın olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu kavşaktaki yön gösterici okların birinin üzerinde “Birleşik Kıbrıs”, diğerinin üzerinde de “İki ayrı Devlet” yazmakta, hem de zaman kısıtlamalı.

 

Reference

 

 



[1] Ata Atun, Kıbrıs siyasetine Akademik Bakış – 8, ISBN 978 975 6653 50 0, S32

[2] Ata Atun, Kıbrıs siyasetine Akademik Bakış – 8, ISBN 978 975 6653 50 0, S47

[3] United Nations Records, July 8 2009, UN Cyprus Good Offices Press Release