Kıbrıs Müzakereleri ve Kıbrıs’ta Son Gelişmeler

Ata Atun

 

 

51. Uluslararası Nasrettin Hoca Şenliği

Akşehir, Konya

 

17 Temmuz 2010

 

KIBRIS MÜZAKERELERİNİN GEÇMİŞİ

 

İLK MÜZAKERE 1968’DE

İlk toplumlararası görüşmeler, 15 Kasım 1967 Geçitkale saldırılarından sonra varılan anlaşma gereği, 1968 yılının Haziran ayında Beyrut’ta başladı. Bir hafta sonra da Lefkoşa’ya taşındı. Görüşmeleri, Türk tarafı adına, 4 yıllık sürgün hayatının ardından Nisan 1968’de adaya dönen ‘Cemaat Meclisi Başkanı’ Rauf Denktaş yürütüyordu. Rum tarafı adına görüşmelere katılan isim ise ‘Temsilciler Meclisi Başkanı’ sıfatıyle Glafkos Klerides oldu. 1968 yılında Kıbrıs’ta yapılan görüşmeler, bazen Klerides’in bazen de Denktaş’ın evinde gerçekleşiyordu. Yasama, yürütme, güvenlik ve idari konularla ilgili görüş alışverişi şeklinde geçen toplantılar, 20 Eylül 1971’de son buldu.

MÜZAKERELERİN İLK KOPMASI
Birleşmiş Milletler’in çabaları sonucu, taraflar çok geçmeden yine bir araya geldi. Ancak bu kez masada Klerides ve Denktaş’a ek olarak Yunanistan, Türkiye ve Birleşmiş Milletler temsilcileri de vardı. Bu 1959, Londra Konferansından ve 15 Ocak 1963’den sonraki üçüncü Beşli Konferans oldu.

 8 Haziran 1972’de başlayan beşli görüşmeler, çeşitli aralıklarla 2 Nisan 1974’e kadar sürdü. Bu tarihte, Başbakan Ecevit’in ‘Kıbrıs için en iyi çözüm yolu federasyondur’ diye bir demeç vermesini eleştiren Klerides görüşmelerden çekildi. Böylece, toplam 6 yıl süren bu görüşmeler hiçbir sonuç alınamadan sona erdi.

 

MAKARİOS’A DARBE
       Görüşmeler sürerken adada hem Türkler hem de Rumlar arasında büyük bir hareketlilik de devam ediyordu. Göçmen durumuna düşen binlerce Kıbrıslı Türk zor şartlarda yaşamını sürdürürken, Rumlar arasında güç mücadelesi giderek kızışıyordu. Yunanistan’daki Albaylar Cuntası ile Rum lider Başpiskopos Makarios arasındaki iktidar mücadelesi ciddi boyutlara ulaştı. 1967 yılında Türkiye’nin baskısı sonucunda adadan ayrılmak zorunda kalan terör örgütü EOKA’nın eski lideri General Grivas’ı Cunta 1971 yılında geri göndererek EOKA-B örgütünü kurdurdu.  
       Bu yıllarda, Kıbrıslı Türkler de kendi siyasi örgütlenmelerini oluşturmaya çalışıyordu. 1967 yılında ilan edilen ‘Geçici Türk Yönetimi’, daha sonra ‘Kıbrıs Türk Yönetimi’ne dönüştürüldü. 1973 yılında yapılan seçimlere tek aday olarak giren Rauf Denktaş, başkanlık görevi Dr. Fazıl Küçük’ten devraldı.
       

EOKA-B, General Grivas’ın 1974 yılı başlarındaki ölümünden sonra tamamen Yunanistan’daki cuntanın kontrolü altında faaliyet göstermeye başladı. Örgüt, ilerleyen günlerde Makarios karşıtı faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Ve, toplumlararası görüşmelerin kesilmesinden kısa bir süre sonra, 15 Temmuz 1974’te Kıbrıslılar silah ve top sesleriyle uyandı. Ancak bu kez saldırıya maruz kalan Türkler değil, Makarios’un Başkanlık Sarayı’ydı. Yunan subayların komutasındaki, Rum Milli Muhafız Ordusu ve EOKA-B darbe düzenledi. Öldü denilen Makarios, önce adadaki İngiliz üslerine sığındı, ardından da Malta üzerinden İngiltere’ye kaçmayı başardı. Darbenin başarıya ulaşmasının ardından, Yunanistan’daki cuntanın desteklediği EOKA’cı Nikos Sampson cumhurbaşkanı ilan edildi. Nikos Sampson “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti”ni kurduğunu ilan etti.

 

BARIŞ HAREKATI
       

Adadaki Türklerin geleceğinden endişe eden Türkiye darbe girişiminin kabul edilemez olduğunu açıkladı. Ortak müdahale için girişimlerde bulunan Başbakan Ecevit’in diplomatik temaslarından sonuç alınamayınca, Türkiye duruma tek başına müdahale etmeye karar verdi. 20 Temmuz sabahı ‘Barış Harekatı’ başladı. 3 gün süren harekatın ardından Türkiye ateşkesi kabul etti (22 Temmuz, 17.00). Harekatın 3’üncü gününde Rum tarafında da beklenmeyen bir gelişme oldu. Darbe lideri Sampson, başkanlık görevini, Temsilciler Meclisi Başkanı Glafkos Klerides’e devrettiğini açıkladı. Klerides, 5 ay boyunca, Makarios tekrar adaya dönünceye kadar başkanlık görevini yürüttü.
       Kıbrıs’ta ateşkes sağlanmasıyla birlikte, Yunanistan’da da iktidar değişti ve 7 yıl süren cunta dönemi sona erdi. Barış Harekatı dolaylı yoldan da olsa Rum ve Yunan toplumlarına da demokrasi ve barış getirdi.
       
CENEVRE KONFERANSI
       Ateşkesin ardından, çatışmaların tekrarını önlemek ve sorunları çözmek için ABD tarafından yoğun diplomatik girişimler başlatıldı. 25 Temmuz’da Cenevre’de başlayan konferans, 30 Temmuz’da sona erdi. İngiltere, Türkiye, ve Yunanistan’ın dışişleri bakanlarının katıldığı Birinci Cenevre Konferansı’nın sonunda, çok az konuda görüşbirliğine varan taraflar, ortak bir bildiri yayınladı. Bildiride, ateşkes koşullarına uyulacağı ve işgal edilen Türk bölgelerinden, Rum ve Yunan kuvvetlerinin çekileceği belirtiliyor, adada iki otonom yönetimin varlığı kabul ediliyordu. Ancak Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO), Cenevre’deki bu karara uymadı ve işgal ettiği bölgelerden çekilmedi..
       Bu koşullar altında, taraflar 8 Ağustos’da İkinci Cenevre Görüşmeleri’ne başladı. Görüşmelere, 3 dışişleri bakanının yanısıra adadaki Rum ve Türk halkının temsilcileri Rauf Denktaş ve Glafkos Klerides de katılıyordu. Bu 4.cü Beşli Konferans oldu.

Türklerin Kanton ve Federasyon önerileri Rumlar ve Yunanistan tarafından kabul görmedi. Klerides, bazı konularda Lefkoşa’ya danışmak için görüşmelere 36 saat ara verilmesini istedi. İkinci Cenevre Konferansı 13 Ağustos’ta başarısızlıkla sona erdi.
       Çözüme yanaşmayan Rum tarafının oyalama taktiği izleyerek askeri alanda toparlanma çalışmalarını hızlandırdı. Rumların vakit kazanmaya çalıştığını fark eden Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti 14 Ağustos sabahı 2. Barış Harekatını başlattı. Üç gün sonra, Türk kuvvetlerinin bugün KKTC topraklarını oluşturan bölgeyi kontrol altına almasının ardından 16 Ağustos’ta ateş-kes ilan edildi.
       
YENİDEN DENKTAŞ-KLERİDES
       İkinci Barış Harekatı’nın ardından, 25 Ağustos’da adaya gelen BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim, her iki tarafla görüşmeler yaptı ve 26 Ağustos’da Klerides ve Denktaş’ın insani konuları görüşmek üzere Lefkoşa’da, haftada bir kez biraraya gelmeleri kararlaştırıldı.

 BM Kıbrıs Özel Temsilcisi nezdinde yapılan bu toplantılar neticesinde Ekim ayı sonuna kadar tüm savaş esirleri karşılıklı serbest bırakıldı.

7 Aralık 1974’te Makarios’un tekrar adaya dönenmesi ile görüşmeler bir süre askıya alındı ve Makarios, görevi Glafkos Klerides’ten devraldı.

       
NÜFUS MÜBADELESİ
       Kıbrıslı Türkler, 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni (KTFD) ilan etti. 1976 ilk genel genel ve yerel seçimler yapıldı.

       KTFD’nin ilanını protesto eden Rum tarafı bir süre görüşmelere katılmayı reddetti. BM Genel Sekreteri himayesinde Nisan 1975’te Viyana’da başlayan toplumlararası görüşmeler, Şubat 1976’da 5. turun sonunda bir kez daha kesildi. Rum tarafını yine Klerides’in temsil ettiği Viyana Görüşmeleri’nde varılan en önemli sonuç ‘Nüfus Mübadelesi Anlaşması’ oldu.

Bu anlaşmayla, Güney’de kalan Türkler Kuzey’e, Kuzey’de kalan Rumlar da Güney’e geçti.

       
DENKTAŞ-MAKARİOS
       Görüşmelerin kesilmesinden yaklaşık 1 yıl sonra (9 Ocak 1977) Makarios’a bir mektup yazan Denktaş, yüzyüze görüşmelerle tüm sorunları tartışmak için çağrı yaptı.Makarios’la Denktaş arasındaki ilk görüşme 27 Ocak’ta Lefkoşa’da gerçekleşti. Şubat ayının 12’sinde yine Lefkoşa’da yapılan ikinci görüşmede BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim da hazır bulundu. İkinci görüşmede, 4 maddelik bir ilke anlaşması imzalandı ve toplantıların Mart ayında, Genel Sekreter himayesinde Viyana’da devam etmesi kararlaştırıldı. Her iki taraf da ‘bağımsız, bağlantısız bir federal cumhuriyet’ kurulması konusunda uzlaştı. Ancak, 31 Mart 1977’de başlayan 6. tur Viyana görüşmeleri de 7 Nisan 1977’de bir anlaşmayla sonuçlanmadan sona erdi.

       
DENKTAŞ-KİPRİANU VE 1977-79 DORUK ANTLAŞMALARI
       3 Ağustos 1977’de Makarios, Federasyonu kabul ettiği için kahrından ölünce, dönemin ‘Rum Temsilciler Meclisi Başkanı’ olan Spiros Kiprianu, Makarios’un ardından Rum Yönetimi Lideri olarak 1988 yılına kadar iktidarda kaldı.
       Toplumlararası görüşmeler, 1979 Mayısında yeniden başladı. 18-19 Mayıs 1979’da biraraya gelen Denktaş ve Kiprianu, 10 maddelik bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma 1977 Denktaş-Makarios arasında varılan ilkelerin biraz daha geliştirmiş bir biçimiydi. Literatürde ’1977-1979 Doruk Anlaşmaları’ olarak anılan bu düzenlemeler de somut bir gelişme sağlayamadı.
       Kesilen görüşmeler, 1980 Ağustosunda tekrar başladı ve aralıklarla, Rumların BM Genel Kurulu’na başvurdukları 1983 Mayısına kadar devam etti. Taraflar, iki kesimlilik-iki bölgelilik gibi bazı kavramlarda anlaşamadığı gibi, temsil, federal devletin yetkileri, yerleşme, mülk edinme ve serbest dolaşım konularında da uzlaşamamışlardı.
       
KKTC’NİN İLANI VE CUELLAR BELGESİ
       Gelişmeler üzerine, Kıbrıslı Türkler, 15 Kasım 1983’te KKTC’ni ilan etti. Türkiye dışındaki hiçbir ülke yeni kurulan cumhuriyeti tanımadı.

       BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar’ın çabaları sonucu 10 Eylül 1984’te New York’ta ‘dolaylı görüşmeler’ başladı. 10 gün süren dolaylı görüşmelerin ardından, ikinci turun ‘doğrudan görüşmeler’ seklinde yapılmasına karar verildi. 15-26 Ekim 1984’te ikinci tur gerçekleştirildi. 26 Kasım’da başlayan 3. turda, her iki tarafın yeterince müzakere ettiğini düşünen Genel Sekreter, son teklifleri de aldıktan sonra taraflara bir belge sundu. BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar’ın, her iki tarafın görüşlerini alarak masaya getirdiği belgeyi Denkraş’ın imzalamayı kabul etmesine rağmen, Kiprianu imzalamaktan kaçındı. Uluslararası toplumun, artık sonuca ulaşıldığını düşündüğü bir anda, Kiprianu’nun ret cevabıyla, yıllar süren görüşmelerde yine başa dönüldü.
       
DENKTAŞ-VASİLİU VE GALİ FİKİRLER DİZİSİ
       

Güney Kıbrıs’ta 1988 yılında yapılan başkanlık seçimlerini farklı bir isim kazandı. Rum Yönetiminin yeni başkanı Yorgo Vasiliu ile KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş arasında 1988 Eylülü’nden 1989 yazına kadar toplam 100 saat süren ikili görüşmeler dizisi gerçekleşti. Bu görüşmelerin ardından Denktaş ve Vasiliu 1990 yılının Şubat ayında New York’ta tekrar biraraya geldi. Ancak, Vasiliu, Dentaş’ın ısrar ettiği Kıbrıs Türk halkının ayrı bir kimlik ve kendi geleceğini belirleme hakkı gibi konuları kabul etmeyince diğerleri gibi bu görüşmeler de başarısızlıkla sonuçlandı.
       1992 yılında, göreve gelen yeni BM Genel Sekreteri Butros Gali, Haziran ayında Denktaş ve Vasiliu’yu New York’ta biraraya getirdi. 1. tur görüşmelerde Genel Sekreter, Türk tarafına yüzde 28.2 oranında bir toprak bırakan bir harita ortaya koydu. Güzelyurt bölgesinin de Rumlara verilmesini öngören bu haritayı reddeden Denktaş, en fazla yüzde 29 (+) oranına inebileceğini belirtti. 15 Temmuz’da başlayan 2. turda ise Butros Gali, ‘Fikirler Dizisi’ olarak anılan çözüm planını taraflara sundu.
       26 Ekim 1992’de başlayan 3. tur görüşmeler iki hafta sürdü. Bu görüşmelerin sonunda, tarafların temel konularda büyük görüş ayrılıkları içinde olduğu, bu yüzden ‘görüşlerin yakınlaştırılması’ çabalarından vazgeçildiği bildirildi.
       
KLERİDES’İN DÖNÜŞÜ VE ‘DÉJÀ VU’
       Kıbrıs Rum tarafında 1993 Şubatı’nda yapılan başkanlık seçimlerini, Glafkos Klerides, 19 yıl aradan sonra kazandı ve 74 yaşında, bu kez ‘seçilmiş’ olarak başkanlık koltuğuna oturdu.
       Denktaş ve Klerides, 18 yıl aradan sonra, toplumlararası görüşmelerde yeniden karşı karşıya geldi. Uluslararası topluluk, henüz Denktaş bir savcı, Klerides ise avukatken, yani 1949 yılından beri birbirlerini tanıyan bu iki kurt politikacının olası bir anlaşmayı toplumlarına en kolay kabul ettirebilecek isimler olduğunu düşünüyordu. Ancak Denktaş ve Klerides arasında 1993-1994 yıllarında Lefkoşa ve New York, 1997’de de Lefkoşa ve İsviçre’de gerçekleştirilen görüşmelerden de bir sonuç alınamadı.
       
DOLAYLI GÖRÜŞMELER
       

Aralık 1999’da BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın çağrısıyla New York’ta başlayan dolaylı görüşmeler Cenevre’de devam etti. BM öncelikle Kıbrıs’ta olası çözümün dört ana unsuru; ‘hükümet, anayasa, toprak ve güvenlik’ konularının ele alınmasını istedi.

 

Konuların bunlardan ibaret olmadığını savunan Türk heyeti konfederasyon modeli, KKTC’ye uygulanan ambargo ve eşit statü üzerinde durdu.. Türklere yüzde 24 toprak bırakılması önerisini getiren Rum heyeti ise federasyon modeli ve Türk askerinin adadan çekilmesi gibi konuları öne çıkardı.

 

Bu esnada Rum Kesimi’nin AB’ye üyelik süreci nedeniyle olayın AB boyutu da olduğu giderek öne çıkmaya başladı. New York görüşmelerinde Hem Türk hem de Rum heyeti 11 Aralık 1999’daki Helsinki zirvesinden çıkacak sonuca odaklandı.

 

31 Ocak 2000’de Cenevre’de yapılan ikinci turda, Rum tarafı, Karpaz, Güzelyurt, Lefke ve Akıncılar bölgesinde 4 kanton oluşturulmasını önerir. Denktaş ise, “egemenlik konusu halledilmeden toprak ve harita konusunu görüşmeyeceğini” açıkladı. Kofi Annan, Kasım 2000’de Cenevre’de yapılan 5. turda taraflara resmi olmayan bir belge sundu. Belgede tek ve bölünmez bir devlet hedeflenirken, bu devletin tek uluslararası kimliği ve vatandaşlığı olacağı belirtildi.

 

İki toplumun etkili bir şekilde merkezi hükümete katılması istenilen belgede, siyasi eşitliğin sayısal eşitlik anlamına gelmediği vurgulandı.

 

Belgede ayrıca, mal-mülk konusunda uluslararası hukuk kurallarının geçerli olması savunulurken, önemli bir toprak parçasının Rum tarafına verilmesi ve Rum göçmenlerin kuzeydeki evlerine dönmesi öngörüldü. Rumları önemli ölçüde memnun eden karara Türk tarafı sert tepki gösterdi.

 

Cenevre sürecinin kendileri açısından noktalandığını söyleyen Denktaş, 24 Kasım’da Ankara’da yapılan zirvenin ardından da ‘Türk parametreleri’ kabul edilmedikçe dolaylı görüşmelere devam etmeyeceğini açıkladı. Böylece yaklaşık 1 yıl süren dolaylı görüşme süreci de sonuçsuz noktalandı.
       
DENKTAŞ’TAN MEKTUP DİPLOMASİSİ
       Tarafların yeniden masaya dönmesini sağlamak için BM’nin yanısıra Amerikan, İngiliz ve AB temsilcileri de sık sık Ankara-Atina-Lefkoşa hattında girişimlerde bulundu. ‘Uzlaşmaz taraf’ olduğu yönündeki eleştirilerin arttığı bir dönemde sürpriz bir çıkış yapan Denktaş, 1977’de Makarios’a mektupla yaptığı çağrının bir benzerini tekrarladı ve Kasım 2001’de bu kez Klerides’i yüzyüze görüşmeye çağırdı. Klerides’in de olumlu yanıt vermesinin ardından gözler, 34 yıl önce ilk toplumlarararası görüşmeleri gerçekleştiren iki liderin Lefkoşa’daki buluşmasına çevrildi.
              

Aralık 2001’de biraraya gelen liderler, doğrudan görüşmelere 16 Ocak’ta başlamayı kararlaştırdı. Uluslararası toplumun da büyük destek verdiği görüşmelerde hedef, Rumların AB’ye davet edildiği Aralık 2002’deki Kopenhag Zirvesi öncesinde bir anlaşmaya varmaktı. Ancak 16 Ocak’ta başlayan görüşmeler ilerledikçe, baştaki iyimserlik de kaybolmaya başladı. Eylül sonuna dek tam 58 kez biraraya gelen Denktaş ve Klerides somut bir ilerleme sağlayamadı.
       
ANNAN PLANI
       

Anlaşma için öngörülen Haziran 2002 hedefinin ardından yıl sonu hedefine doğru da bir gelişme sağlanamaması üzerine BM ağırlığını hissettirmeye başladı. 12 Aralık’taki Kopenhag Zirvesi yaklaşırken, bu tarihe kadar çözüme varılamamasının, Kıbrıs düğümünü daha da çözülemez hale getireceğinden endişe eden BM Denktaş’ın sağlık sorunlarına rağmen, hazırladığı planı 11 Kasım’da taraflara sundu.

 

Rum Kesimi, mevcut şekliyle kabul edilemeyeceğini belirtti. Tarafların planla ilgili ayrıntılarını değerlendiren BM, Kopenhag Zirvesi’nden iki gün önce, 10 Aralık’ta gözden geçirilmiş, üzerinde ufak-tefek değişiklikler yapılan planı taraflara iletti.

Ancak son dakikaya kadar çözüm çabalarının sürdüğü Kopenhag’da hem Rum hem de Türk tarafı plana imza atmayı reddetti. Zirvenin sonuç bildirgesinde, Kıbrıs’ın AB’ye bir bütün olarak üye olacağı vurgulanırken, anlaşma olmaması halinde topluluk muktesabatının Kuzey’de uygulanmayacağı kaydedildi. Türk tarafının “Rumların üyeliğini erteleyin” yönündeki talebi de göz önüne alınmadı.

24 Nisan 2004 tarihin de yapılan Referandumda Türkler Annan Planına “Evet” derken Rumlar “Hayır” dediler.

Referandumdan 1 hafta sonra 1 Mayıs 2004 tarihinde Rumların AB’ye girmesi, hem Türkiye AB Katılım sürecini hem de Kıbrıs müzakerelerinin gidişatını olumsuz etkilemeye başladı. Rumların Kıbrıs’ın tümüne egemen olmak hayalleri, beraberinde bir çok zorluğu da gündeme taşıdı. AB Komisyonlarında ve Avrupa Parlamentosunda (AP) görev alan Rum ve Yunanlı Milletvekilleri Türkiye AB Katılım Müzakerelerinin önüne Kıbrıs konusunu koyup, ilerleme için Türkiye’den tavizler koparmak fikrini uygulamaya koydular.    

 

İKTİDAR DEĞİŞİMİ

 

2002 yılında Türkiye’de ve 2003 yılında da KKTC’de yaşanan iktidar değişikliği beraberinde Kıbrıs konusunda da yeni gelişmeleri ve yaklaşımları getirdi.  Sol tendanslı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Sağ tendanslı Ulusal Birlik partisi (UBP) arasında kıran kırana geçen 2003 seçimleri sonucunda sol ile sağ oylar sandıktan eşit çıkınca 2005 yılında KKTC’de hem Parlamento hem de Cumhurbaşkanlığı seçimleri tekrar yapıldı. İktidara CTP gelirken, Cumhurbaşkanlığına da CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat seçildi.

 

Sayın Talat’ın ilk başlardaki şanssızlığı, Rum tarafında eski EOKA’cı Papadopulos’un Cumhurbaşkanı olmasıydı. Adada Rum egemenliğine kendisine ilke edinmiş Papadopulos, seçimleri kaybettiği 2008 yılına kadar müzakerelerin göstermelik devam etmesine neden oldu.  Perde arkasından hem Kıbrıslı Türklere hem de Türkiye Cumhuriyetine tuzaklar hazırladı ve Fransa, Almanya ve Avusturya gibi AB’nin önde gelen devletlerine tetikçilik yaptı. 

Türkiye-AB müzakerelerinde başlıklar donduruldu, ilerleme için Türkiye’den tavizler istendi, Kıbrıs Müzakerelerinde yapay sorunlar çıkarıldı ve toprak tavizleri, egemenlik tavizleri, Türkiye’den gelen kardeşlerimizin geri gönderilmesi gibi kabul edilemez talepler masaya kondu.

 

Bunlar devam ederken Rumların ve AB’nin hiç beklemediği, ummadığı ve alternatif planlarının içine almadığı  bir gelişme, sessiz ve derinden yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı.

Türkiye’nin 2002’den sonra yükseliş trendine giren ekonomik, askeri ve politik gücü, süreç içinde Türkiye’yi bölgesel liderlik konumuna taşıdı. Komşularla “sıfır sorun” politikası, önce Suriye’nin yüzünü Türkiye’ye dönmesine sonra da komşularla düşmanlıkların tek tek giderilmesine yol açtı.

Dünyadaki küresel ekonomik daralma AB’de devletlerin batmasına, Amerika’da iflasların yaşanmasına yol açarken Türkiye, 2010 yılının ilk çeyreğinde inanılmaz bir şekilde %11.4 oranında büyüme göstererek bölgesel liderliğini pekiştirdi.

 

6 Temmuz, New York Times Gazetesi, Yazar Landon Thomas Jr 

 

Türkiye yıllarca ekonomik gerekçelerle Avrupa Birliği kapısında bekletilirken bugün Türkiye, bir çok Avrupa ülkesinden daha güçlü bir ekonomiye sahip.

Giderek yaşlanan ve borç endişesinin öne çıktığı Avrupa’da % 1 oranında büyüyen ülkeler kendilerini şanslı sayarken, yılın ilk çeyreğinde % 11.4 oranında büyüyen Türkiye’nin bu ekonomik rönesansı tamamen yeni bir soruyu da gündeme getiriyor; “Türkiye’nin mi Avrupa’ya daha çok ihtiyacı var, yoksa Avrupa’nın mı Türkiye’ye daha çok ihtiyacı var?

Daha on yıl öncesine kadar gayrisafi milli hasılasının % 16’sı kadar bütçe açığına sahip olan ve enflasyonun % 72’yi bulduğu Türkiye, şaşırtıcı bir dönüşüm yaşadı.

Toplumsal muhafazakarlık ile mali açıdan ihtiyatlı bir ekonomik politikayı birleştiren AKP’nin, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana en güçlü siyasi hareket olmasının ve Başbakan Erdoğan’ın iktidara gelmesinin temel nedenlerinden biri de bu dönüşümdür.

 

http://www.nytimes.com/2010/07/06/business/global/06lira.html?_r=1&ref=todayspaper