Türk Dünyasında KKTC’nin Yeri

Ata Atun

 

 

 

21. Yüzyılda Türk Dünyası

Uluslararası Sempozyum

02-05Aralık 2010

Lefke Avrupa Üniversitesi, Lefke, KKTC

Avrasya Ekonomik İlişkiler Derneği, Ankara, Türkiye

 

Prof. Dr. Ata ATUN*


[1]

 

Özet:

 

Bu sempozyumun amacı, parçası olduğumuz Türk Devletlerini kaynaştırmak, aralarındaki iş birliğini arttırmak ve “Güç Birlikten Doğar” atasözümüze uygun olarak tüm Türk Devletlerinin, Özerk Cumhuriyetlerin, Muhtariyetlerin ve Türk Topluluklarının tüm olanaklarını bir çatı altında iyi bir organizasyonla toplayarak, Türk Ulusunu dünya üzerinde çok daha sağlam ve söz sahibi bir konuma getirmektir.   

 

Kıbrıs Türk Halkı, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına[2] göre “Cumhuriyetin Ortağı” ve  “Halk[3]” olarak uluslararası belgelerde kayıtlara geçmişken, Rumların adaya tümüyle hâkim olmak ülküleri doğrultusunda yıllardır azınlık haline getirilmeye ve Kıbrıs adası üzerindeki haklarından vazgeçirilmeye çalışılmaktadır. Birleşmiş Milletler ve BM Güvenlik Konseyi bu amaç doğrultusunda yıllar içinde Kıbrıs Türklerini dünyadan izole edecek acımasız kararlar almıştır.

 

Günümüzde gelinen aşamada, Türkiye ile çok sıkı bir işbirliği ve Türkiye Dış Politikasının Türk Dünyası’na yönelik politikalarına sadık kalınarak belirlenecek KKTC Dış Politikası, KKTC’nin yıllar önce BM kararları ile içine itildiği “izole edilmişlik” konumundan çıkabilmesinin tek yolu olacaktır.

Bu bildiri, KKTC’nin dünyadaki ve Türk Dünyasındaki yeri ile Türk Dünyasındaki gelişmeleri ve KKTC’nin bu gelişmeler içindeki yerini ve yüklenebileceği görevlerini araştırmak hedefini gütmektedir. 

 

Kıbrıslı Türklerin Var Oluş Süreci

 

Kıbrıslı Türkler, 21 Aralık 1963[4] tarihinde Kıbrıslı Rumlar tarafından adanın tamamen ele geçirilmesi ve Yunanistan’a bağlanması amacı ile başlatılan saldırılar ve on bir yıl Kıbrıslı Türklere acımasızca uygulanan “Soykırım” süreci[5] içinde var olabilmek için müthiş bir mücadele verdiler. Tüm baskılara, silahlı saldırılara, ekonomik ambargolara, parasızlığa, işsizliğe ve kısıtlanan hürriyetlerine rağmen;

·         28 Aralık 1967 tarihinde “Geçici Türk Yönetimi[6]”ni,

·         21 Nisan 1971 tarihinde “Türk Yönetimi[7]”ni,

 

Kurmayı başararak devlet olmak yolundaki ilk adımlarını attılar ve 1963-1974 yılları arasında yaşanan “Karanlık Yıllar” süreci içinde bundan da en ufak bir taviz vermediler.

1974 yılına dek büyük bir özveri ve direniş ile devam eden mücadele, 20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleşen “Mutlu Barış Harekatı” ile mekan ve şekil değiştirdi.

Kıbrıslı Türkler;

·         1 Ekim 1974 tarihinde “Otonom Türk Yönetimi[8]”’ni,

·         13 Şubat 1975 tarihinde “Kıbrıs Türk Federe Devleti[9]”ni,

·         15 Kasım 1983 tarihinde de “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti[10]”ni,

Kurarak adım adım devlet olmak aşamasını tamamladılar ve dünya üzerindeki yerlerini aldılar.

 

Soykırım yılları içinde başlayan bu çaba, direniş ve var olma mücadelesi, 15 Kasım 1983 tarihinde de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanı ile devlet olmak aşamasını tamamladıktan sonra 18 Kasım 1983 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından alınan 541[11], 550[12] ve benzeri kararlarla yok sayılmaya çalışılmış ve ağır ambargolar ile dünyadan izole edilmek istenmiştir.

Bu baskılar halen daha devam etmektedir.

 

Adanın Stratejik Konumu

 

Adanın büyüklüğü ve Doğu Akdeniz içindeki konumu, Orta Doğu kıyılarını kontrol edici ve Orta Doğu ile Avrupa arasındaki deniz yolunun ikmal yeri önemini taşımaktadır. Bu nedenle tarih boyunca 13 ayrı hükümranlık[13], geçen asırlar içinde adayı kendi topraklarına katarak adaya ve bölgeye hâkim olmuşlardır.

 

1834 yılında adaya sahip olmayı dış politikalarının 1. sırasına koyan İngiliz Hükümeti, bu fırsatı 1878 yılında yakalamış ve aradan iki asır geçmene rağmen hala daha ada üzerindeki haklarını Garantör olarak hukuksal çerçevede, üsleri ile de fiilen sürdürmektedir.

 

Avrupa Birliği ise bu olanağı 1 Mayıs 2004 tarihinde ele geçirmiş ve tek taraflı aldığı bir karar ile adanın tümünün Avrupa Birliği toprağı olduğunu açıklamıştır.

 

Türkiye Cumhuriyeti, 1878 yılında İngilizlerle yaptığı kira anlaşmasından sonra mülkiyeti kendisinde kalmak kayda ile adayı İngilizlere kiralamış, 1.ci Dünya savaşından sonra da 24 Temmuz 1923 tarihinde altına imza koyduğu Lozan Anlaşması[14] ile de sadece adanın statüsünün değişmesi üzerindeki yasal haklarını[15] koruyarak adadaki İngiliz Hükümranlığını tanımıştır. Ada üzerindeki bu özel hakkı kendisine, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Garantörlük Haklarını[16] kazandırmış, 1974 yılında da adadaki statü değişikliği sonrasında yasal müdahale yetkisini[17] vermiştir.

Ada üzerinde şu anda üç ayrı siyasi oluşumun söz hakkı bulunmaktadır. Egemen Üsleri ile İngiltere’nin, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile de Türkiye’nin.

 

Her üçünün de adadaki haklarından vazgeçmek gibi bir düşüncesi veya bu yönde ileriye dönük bir stratejisi yoktur.

     

Avrupa Birliği’nin Stratejisi

 

Adanın güney yarısında yer alan Kıbrıs Rum Cumhuriyeti 1 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliği’ne katılarak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) üzerinde ikinci bir baskı unsuru oluşturmak girişimlerini başlatmıştır.

 

1 Mayıs 2004 tarihi itibari ile de adanın tamamı AB tarafından tek taraflı olarak üyelik kapsamına alınmış[18] ve KKTC’nin hükümran olduğu kuzey toprakları AB müktesebatının geçerli olmadığı bölge olarak ilan edilmiştir. Hukukun üstünlüğüne, uluslar arası hukuka önem verdiğini vurgulayan AB ve Rum tarafı, 1959-1960 Zürih ve Londra Antlaşmalarını[19] ve Türkiye’nin Garantörlüğünü unutmuş gözükmekte ve yok saymaktadır.

 

Gerek Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin, gerekse de Avrupa Birliği’nin hedefi, bu baskılar ve uygulanan izolasyonların olumsuz etkileri ile Kıbrıs Türk halkını yıldırmak, dünyadan koparmak ve KKTC devletinin de yıkılması suretiyle Ada’nın tümünde Rum Egemenliğinin tekrar kurulması ve adanın tamamen AB yönetimine geçmesidir.

 

Türk Dünyasındaki Yeni Oluşumlar

 

Kıbrıs’ta bu olaylar yaşanırken, 1987 yılında Mihail Gorbaçov’un Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinde başlattığı “Glasnost ve Perestroyka, Türkçesi ile deyeniden yapılanma ve “açılma” kararıyla uzun yıllardır Rus baskısı altında yaşayan Türk asıllı Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan[20] gibi devletler bağımsızlıklarını kazanırken, “Gagauz yeri[21]”, Balkar[22], Altay[23] gibi yerler de özerklik, otonomi veya muhtariyet kazandılar.

 

Günümüzde Dünya üzerinde 7 Türk Devleti, 13 Özerk Türk Cumhuriyeti 50 civarında Türk topluluğu bulunmaktadır ve toplam nüfusları da 300 milyondan biraz fazladır.

 

Türkçe, dünyada konuşulan 5. büyük dildir ve Rusya Federasyonu'nun Pasifik kıyılarından başlayıp, Orta Asya, Kafkasya, Anadolu ve Trakya'yı aşıp Orta ve Batı Avrupa'daki Türklerle, ayrıca az sayıda da olsa Kuzey Amerika’ya göç etmiş Türkler tarafından anadil olarak konuşulmaktadır.

 

Türkiye’nin ve Türk Devletlerinin konumu

 

Türkiye Cumhuriyeti, 21. Yüzyılda gösterdiği ekonomik performans ile kendisini dünyanın en büyük 15. Ekonomisine ve Avrupa’nın da 6. Büyük ekonomisi konumuna taşırken, politik gücü ve uluslararası söz sahipliliği de aynı oranda yükseliş göstermiştir. Askeri gücü, dünya üzerinde aksamasız lojistik destek olanaklarına sahip sınır ötesi harekat yapabilen 4 ülkeden birisi konumundadır.

 

Günümüzde Balkanların, Orta Doğu’nun ve Kafkasların tartışmasız lideri Türkiye Cumhuriyeti’dir.

 

Orta Asya’da geçen asrın sonunda bağımsızlıklarını ilan eden Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan yıllar içinde bağımsız olmanın getirdiği zorlukları ve yeniden yapılanmayı yavaş yavaş tamamlamışlar ve her biri sağlam bir şekilde kendi ayakları üzerinde duran, sıkıntılarını atlatmış ülkeler konumuna gelmişlerdir. Süreç içinde içe dönük yapılaşma çalışmalarının bir kısmı günümüzde artık dışa doğru yönelmiş, dış ilişkiler genel politikanın ötesinde bir seyir izlemeye başlamıştır.

 

Türkiye’nin dünya üzerindeki yeni konumu[24], Türk Devletlerini ve bağımsızlıklarını ilan edememiş Türk halkları ile topluluklarını bir araya toplayabilme seviyesine çıkarken, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın bağımsız olabilmek sürecinde attıkları sağlam adımlar ve geldikleri konum, hiçbir dış ülkenin bağı ve baskısı altında kalmadan kendi başlarına hareket etme gücünü kendilerine kazandırmıştır.

 

Dünya üzerindeki Bloklaşmalar

 

1987’de SSCB’nin dağılması ile başlayan tek kutupluluk 21. Yüzyılın başlarında bu döngüden çıkarak günümüzde hızlı bir şekilde olmasa da yavaş yavaş belli bir kutuplaşmaya veya gruplaşmaya doğru yönelmiştir. ABD, Meksika ve Kanada ile Kuzey Amerika’da bir grup oluştururken[25], Avrupa Birliği[26] Avrupa’da, Şangay İşbirliği Örgütü[27] (Şangay Altılısı) Asya’da, Afrika Birliği[28] Afrika’da ve İslam Konferansı Örgütleri[29] de İslam ülkeleri içinde kendi gruplarını oluşturmaya başlamıştır.

 

Türk Dünyasında mevcut 7 ülkenin ve 13 Özerk Türk bölgesinin oluşturmak için girişimlerini başlattığı “Türk Dünyası” adlı Avrupa Birliği benzeri gibi oluşum, dünya üzerinde gerek ekonomi, gerekse de nüfus bakımında etkili bir grup veya blok olacaktır.

 

Türk Dünyası

 

2010 yılı içerisinde imzalanarak faaliyete geçen “Türk Konseyi[30]” projesi, Kazakistan Cumhuriyeti’nin etkisi ve desteği ile gerçekleşmiştir.[31] Özal[32] ve Demirel[33] dönemlerinde “ağabeylik” yakıştırması ile yönlendirilen “Türk Dünyası” ideali, gelinen noktada “Eşitler arası ilişkilerde en yüksek entegrasyon” amacına yönelmiştir.[34]

 

Türk Dili konuşan ülkeler arasında Nahçıvan’da imzalanan anlaşma ile ülkeler arasında işbirliğini kurumsallaştırma iradesi ortaya konduktan sonra, “Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi” 15 Eylül tarihinde İstanbul’da yapılmış ve Türk Devletleri arasındaki politik, ekonomik, ticari, kültürel, sportif ve sosyal bağların kurumsallaştırılması yönünde ciddi adımlar atılmıştır.

 

Bu ciddi ve katılımcı ülkeler tarafından benimsenen adımların hedefi “Türk Devletleri” birliğini uzun ömürlü olmasını sağlayacak kıstaslarla, sağlam temeller üzerine kurarak yaşama geçirmektir.

 

Türk Devletlerinin katıldıkları Kuruluşlar

 

Türk Devletleri bireysel olarak, bölgesel komşuları ve iyi ilişkiler içinde oldukları devletlerle idari yönden önemli pozisyonlarda yer aldıkları kuruluşlar içinde görev almaya başlamışlar ve bulundukları bölgeler içinde de söz sahibi konumuna gelmişlerdir.  1992-2010 yılları arasında Türk Cumhuriyetleri arasındaki işbirliğinin kurumsal çerçeveye oturtulması yönünde çaba sarf edilmiştir.

 

 “Conference on Interaction and Confidence Building Measures in Asia” (CICA) yani “Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı”nın (AİGK) 7-9 Haziran 2010 tarihleri arasında İstanbulda yapılan 3. Zirve Toplantısında Dönem Başkanlığı Türkiye’ye geçmiştir. Bölgenin özgürleşme, tek kutuplu dünyadan uzaklaşma ve istikrarı sağlama temelinde geliştirilen CICA’nın Genel Sekreterliği, 2002’de gerçekleştirilen ikinci zirvenin ardından Almatı’da kurulmuştur. Yine 25 Ağustos 2008 tarihinde, Kazakistan’ın eski Başkenti Almatı’da, CICA Üye Devletleri Dışişleri Bakanları seviyesinde Üçüncü Zirve Toplantısı gerçekleştirilmiştir. Bu zirvede Azerbaycan, Afganistan, Mısır, İsrail, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Çin, Moğolistan, Pakistan, Filistin, Rusya Federasyonu, Tacikistan, Tayland ve Türkiye’den temsilciler katılmışlardır. Zirve’de CICA’ya Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gözlemci olarak yerlerini almışlardır.

 

KKTC ve Türk Dünyası

 

Kıbrıs sorununun özünü, Kıbrıs Türk Halkının ayrı bir halk olup olmadığı konusu oluşturmaktadır. Kıbrıslı Türkler hiçbir zaman azınlık olmayı kabul etmemişlerdir ve etmeyeceklerdir de. Dünyada bazı toplumlar verdikleri mücadele ile azınlık olmaktan çıkarak ayrı bir halk haline gelebilmişlerdir. Kosova[35] ve Doğu Timor[36] bunun en güncel örnekleridir.

 

Kıbrıs Türk Halkı ise 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına göre “Cumhuriyetin Ortağı[37]” ve  “Halk” olarak uluslararası belgelerde kayıtlara geçmişken, Rumların adaya tümüyle hâkim olmak ülküleri doğrultusunda yıllardır azınlık haline getirilmeye[38] ve Kıbrıs adası üzerindeki haklarından vazgeçirilmeye çalışılmaktadır.

 

Bu doğrultuda Kıbrıslı Türklerin varoluş mücadeleleri sürecinde devlet olmak yolunda attıkları her adım, ısrarlı bir şekilde Birleşmiş Milletler ve BM Güvenlik Konseyi tarafından yok edilmeye çalışılmış[39] ve bu amaçla da, Kıbrıslı Türkleri dünyadan soyutlamaya yönelik acımasız kararlar[40] alınmıştır.

 

Günümüzde gelinen aşamada, Türkiye ile çok sıkı bir işbirliği ve Türkiye Dış Politikasının Türk Dünyası’na yönelik politikalarına sadık kalınarak belirlenecek KKTC Dış Politikası, KKTC’nin yıllar önce BM kararları ile içine itildiği “izole edilmişlik” konumundan çıkabilmesinin tek yolu olacaktır.

 

Sonuç

 

Türkiye-AB ilişkilerinde, müzakerelerin tamamlanabilmesi için adanın Rum-Yunan-AB üçlüsünün arzularına uygun olarak şekillenmesi doğrultusuna Türkiye’ye baskı yapılmaya çalışılmakta, Kıbrıs konusunda tavizler vermesi ve ada üzerindeki haklarından vazgeçmesi istenmektedir.

 

Bu stratejinin olumsuz etkileri ile KKTC’nin izolasyonlarla içine sokulmak istendiği yalnızlıktan, bir Türk Devleti olarak KKTC’nin “Türk Devletleri” ile kuracağı her tür, çok yönlü bağlar ve sağlam ilişkiler kendisini dünyanın saygın bir bölümüne bağlayacak, uygulanan insanlık dışı izolasyonun olumsuz etkilerini de bir nebze olsun azaltacaktır.

 

Bu bağlamda KKTC, Türk Devletleri ile “ortaklık ve İşbirliği” yapmak isterken, başta Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan olmak üzere tümünden de “Olumlu ve Dostça” yaklaşımlar beklemekte ve birçok girişim ile oluşumda da “asli üyelik” statüsünde görev üstlenmek arzusundadır.

 

Nahçıvan Anlaşması[41] ile kurulacak olan organlar ile CICA veya İKÖ gibi kuruluşlara KKTC’nin de asil üye olarak kabul edilmesi KKTC’ye yeni kapılar açacak, yeni ufuklar kazandıracaktır.

 

Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesine[42] asli üye olarak katılamamış olan KKTC’nin gelecek zirveye üye devlet olarak katılabilmesi için girişimler şimdiden başlatılmalı, bu talebe üye devletlerin kucak açması sağlanmalıdır.

 

Bu doğrultuda KKTC’nin kendisini Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan halklarına, iş adamlarına, siyasilerine ve politikacılarına daha iyi tanıtması ve bu devletlerdeki karar alıcı kişiler ve siyasiler ile daha sıkı bağların kurulabilmesi için, medya ve basının KKTC ile ilgili daha sık yayınlar yapması sağlanmalıdır.

 

30 Ekim 2010 tarihinde Londra’da ilk kez Batı Trakya Türkleri, Kıbrıslı Türkler, Irak’lı Türkler ve Azerbaycan’lı Türklerin katılımı ile bir konferans[43] düzenlenmiş ve uzun soluklu bir dayanışmanın temelleri atılmıştır. Londra’da yaşanan bu dayanışma örnek alınarak bu tür toplantıların benzerleri, farklı batılı devletlerde de organize edilmeli ve o devletlerde yaşamını sürdüren Kazak, Kırgız, Özbek ve Türkmen topluluklarının da katılımları sağlanarak Kıbrıslı Türkler ile Türk asıllı bu toplulukların dayanışması ve işbirliği sağlanmalıdır.

 

Bu işbirliği ve dayanışmanın sonucunda Türk Devletlerinde yaşayan halkları ve siyasileri Kıbrıs konusunda aydınlatmak ve haklılığımızı anlatabilmek çok daha etkili olacaktır. 

 

KKTC toprakları, AB’nin tek taraflı kararları doğrultusunda AB’nin bir parçası ama AB müktesebatının halen uygulanmakta olmadığı bir AB toprağı olarak kabul edilmektedir[44].

 

Uzun vadede KKTC, Türk Devletlerinin verecekleri siyasi ve ekonomik destek ile Türk Devletlerinin AB ile olan sınırı, AB’ye açılan kapısı, AB içindeki temsilcisi ve AB ile her tür bağın kurulmasına olanak sağlayan güvenilir bir üyesi olabilecek konuma gelebilir.

 

Bu konum, Türk Devletlerinin batı dünyasına yönelik ekonomik, siyasi ve politik girişimlerinin bir kısmını kendi soylarından olan KKTC ile güvenilir bir şekilde yapmaları sağlayacak ve kendilerine çok yönlü kazanımlar getirecektir.

 

KKTC için Türk Dünyası ne kadar önemli ise, Türk Dünyası için de KKTC o denli önemlidir. Adımlar şimdiden atılmalıdır.

 

References



[1] * Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim Üyesi, SAMTAY VAKFI Araştırmacı Yazarı

[2] CYPRUS, Presented to the Parliament by the Secretary of State fot eh Colonies, the Secretary of State for Foreign Foreign Affairs and Ministry of Defence by Command of Her Majesty, Temmuz 1960, Printed at the Printing Ofgiice of the Cyprus Republic

[3]  Dr. Hugo J. Gobbi, Contemporary Cyprus, S.18, ISBN 965 333 027 6

[4]  Zenon Stavrinides, The Cyprus Conflict, S.56, Loris Stavrinides Press, 1975, Nicosia, Cyprus

[5] Reşat Akar, Denktaş Makarios’u Anlatıyor, S.20 ve S.45, 1978, Halkın Sesi Matbaası, Lefkoşa, Kıbrıs

[6] Ata ATUN, Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları, Cilt I, S.228, SAMTAY VAKFI Yayını, 2007, Mağusa, KKTC.

[7] A.g.e., S.230

[8] A.g.e., S.230

[9] A.g.e., S.256

[10] Ata ATUN, Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları, Cilt II, S.1, SAMTAY VAKFI Yayını, 2008, Mağusa, KKTC.

[11] A.g.e., S.2 (Türkçe çevirisi)

[12] A.g.e., S.5 (Türkçe çevirisi)

[13] Ata Atun, Names of the Locations of Cyprus Lost in the Depths of 2500 Years of History, ISBN 975 6653 159

[14] Lozan Sulh Muahedenamesi, 1942, TBMM Matbaası, Ankara, Türkiye

[15] A.g.e.,Madde 16 tutanakları.

[16] CYPRUS, S.86

[17] CYPRUS, S.88

[18] Protocol 10, (Türkçe çevirisi), Ata ATUN, Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları, Cilt II, S.311, SAMTAY VAKFI Yayını, 2008, Mağusa, KKTC.

[19] Ata ATUN, Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları, Cilt I, S.52 ve 53, SAMTAY VAKFI Yayını, 2007, Mağusa, KKTC.

[20] Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan Devletlerinin sıralaması, herhangi başka bir kıstas dikkate alınmadan sadece Alfabetik olarak yapılmıştır.

[21] Gagoğuzlar Ortodoks Hristiyan kökenli etnik Türklerdir. 11. yüzyılda Balkanlara göç eden Gagoğuzlar Ortodoks Hristiyanlığını kabul etmişler daha sonra Osmanlı yönetimi altında kalmışlardır. 18. ve 19. yüzyıllarda Balkanlarda başlayan ve bağımsız olma hedefini güden hareketler sırasında Bulgarların baskısına dayanamayan Gagoğuzlar, 1750-1846 yılları arasında Tuna ırmağı üzerinden Rusya'ya göç etmişler ve Tuna bölgelerine (1769-1791) ve Besarabya'ya (1801- 1812) yerleşmişlerdir. http://www.turkcebilgi.com

[22] Kafkasya’nın dağlık kesiminde Rusya Federasyonuna bağlı özerk Türk Cumhuriyeti. http://www.turkcebilgi.com

[23] Altay Cumhuriyeti, Asya’nın tam merkezinde Sibirya ormanları, Kazak bozkırları ve Moğolistan yarı çöllerin kesiştiği kavşakta yer alan dağlık bölgedir.  http://www.turkcebilgi.com

[24] http://www.stratfor.com/analysis/20090121_turkey_opportunity_regional_leadership

[25] The North American Free Trade Agreement (NAFTA) 1989,  Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşması

[26] Avrupa Birliği, 1992.  Avrupa Birliği'nin temelleri 1951 yılında, altı ülkenin katılımıyla oluşturulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'na ve 1957 Roma Antlaşması'na dayanmaktadır.

[27] Şanghay İşbirliği Örgütü (Shanghai Cooperation Organization) adını örgütün ilk toplandığı yerden --Şanghay-- almaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan'ın 1996'da yılında oluşturdukları yapılanma Şanghay Beşlisi olarak anılıyordu. Bu örgüt 2001'de Özbekistan'ın katılımıyla üye sayısını altıya çıkarttı.

[28] Afrika Birliği, Afrika ülkelerinin tek çatı altında toplandığı kuruluştur. 1963 yılında kurulan 2002'de bu adı alan örgütün temel amacı Afrika ülkeleri arasında dayanışma ve işbirliğini artırmak olan ve merkezi Addis Ababa olan örgüttür. Fas hariç Afrika kıtasında bulunan tüm ülkeler bu birliğe üyedir.

[29] İslam Konferansı Örgütü ( Organization of the Islamic Conference) Eylül 1969 tarihinde Fas'ın başkenti Rabat'ta toplanıp, İslam ülkelerini çatısı altında toplamak üzere kurulan 57 üyeye sahip, Avrupa Konseyi veya Birleşmiş Milletler gibi uluslararası hukuk tüzel kişiliğini haiz bir uluslararası teşkilattır.

 

[30]1992 yılından beri belirli aralıklarla gerçekleştirilen zirvede Türk Dünyası'nın sorunları gündeme getirilmektedir. 3 Ekim 2009 Nahcivan Anlaşması'yla daimi sekreteryası kurulmuş ve adı Türk Konseyi olmuştur. http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Dili_Konu%C5%9Fan_%C3%9Clkeler_Zirvesi

[31] Kazakistan Türkiye İlişkilerinin “Mükemmelliğinde” Önemli Bir Tespit Noktası: “CICA” ya da “AİGK”, Dr. Kürşat Zorlu, 21. YÜZYIL Aralık ’10 • Sayı: 24 , sayfa 61

[32] Turgut Özal, Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı

[33] Süleyman Demirel, Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Cumhurbaşkanı

[34] A.g.e., S.61

[35] Kosova 17 Şubat 2008 tarihinde tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etti. http://tr.wikipedia.org/wiki/Kosova

[36] Doğu Timor Güneydoğu Asya'nın Katolik çoğunluklu nüfusuna sahip 2 devletinden biri olup 20 Mayıs 2000’de bağımsızığını ilan etmiştir. http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_Timor

[37] CYPRUS, Presented to the Parliament by the Secretary of State fot eh Colonies, the Secretary of State for Foreign Foreign Affairs and Ministry of Defence by Command of Her Majesty, Temmuz 1960, Printed at the Printing Ofgiice of the Cyprus Republic

[38] BM Güvenlik Konseyi 4 Mart 1964 tarih ve 186 No.lu kararı.

[39] BM Güvenlik Konseyi 18 Kasım 1983 tarih ve 541 No.lu kararı.

[40] BM Güvenlik Konseyi 11 Mayıs 1984 tarih ve 550 No.lu kararı.

[41] 3 Ekim 2009’da Nahcivan’da yapılan zirve toplantısında Türk Dünyasının Sekretearyası kurulmuş ve adı Türk Konseyi olmuştur. http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Dili_Konu%C5%9Fan_%C3%9Clkeler_Zirvesi

[42] Türkçe Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi, Türk dili konuşan altı Türk ülkesinin devlet başkanlarının ve üst düzey yetkililerinin katıldığı bir zirvedir. 15 Eylül 2010 tarihinde Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'ın devlet başkanlarının katılımıyla İstanbul'da gerçekleştirilmiştir. http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Dili_Konu%C5%9Fan_%C3%9Clkeler_Zirvesi

[43] Yurtdışındaki Türkler Konferansı, 30-31 Ekim 2010, Londra, İngiltere

[44] Protocol No.10, Kıbrıs Türk Ticaret Odası sayfası, (Türkçe Çeviri) http://www.ktto.net/turkce/protokol10.doc